Paraösefagal / Dev mide fıtığı

by

Paraösefagal / Dev mide fıtığı

Mide fıtıkları bölümünde de değinmiş olduğumuz paraösefagal fıtıklar reflü hastalığı ile bire bir ilişkili değillerdir. Öte yandan reflüye yol açabilen kayma tipi fıtıklara oranla daha nadirdirler. Paraösefagal fıtıklarda mide-yutma borusu bileşkesi yerinde yani karın içinde durmaktadır ve bu bileşke yukarı kaymaz. Bu nedenle de reflüye çok nadiren yol açarlar. Ancak diaframdaki genişlemiş delikten midenin “fundus” dediğimiz adeta kubbesi göğüs boşluğu içine fıtıklaşmıştır. Bu fıtıklar tedavi edilmediklerinde tüm midenin göğüs boşluğu içine kaçmasına varana dek ilerleyebilmektedirler.

sn kum canlı yayında reflü ameliyatı sürecini anlatıyor

prof yerdel ve hastası sn bilge kum canlı yayında. dev mide fıtığı nedir ? paraösefagal fıtık nasıl bir durumdur ? cerrahi tedavisi nasıl bir süreçtir ? bunlar irdeleniyor.

Paraösefagal fıtıklı bir hastamızın röntgen görüntüsü

Paraösefagal fıtıklı bir hastamızın endoskopik görüntüsü

Öncelikle vurgulanması gereken ; daha nadir de gözlense, paraösefagal mide fıtıklarının hayatı tehdit edebilen çok ciddi problemlere yol açabildiklerinin bilinmesidir. Bunlarda da  reflü hastalığı nadiren gözlenebilir ancak reflü sıklığı kayma tipindeki mide fıtığında çok daha fazladır.

Paraösefagal fıtıklarda ; yutma güçlüğü, yemek yedikten sonra ciddi bir dolgunluk hissi ön plandadır. Hastaların üçte birinde ise mide kanaması sonucu  ağızdan kahve telvesi gibi kan gelmesine yol açabilir paraösefagal tipteki mide fıtıkları. Hatta bazen “anemi” dediğimiz  “kansızlık “ durumunun araştırılması esnasında bile karşımıza çıkabilir bu tip fıtıklar. Bunun nedeni fıtıklaşmış mide duvarının diaframa yaslanmış kısmında oluşan bir ülserden sürekli ve az az kanama olmasıdır. Gene birçok solunum problemine yol açabilir bu fıtıklar. Dolayısı ile  çok nadir olan paraösefagal fıtıklar tanı konulduğunda ve hasta ileri yaşta olsa bile mutlaka ameliyat edilmelidirler. Bunları da  olguların çoğunda “laparoskopik” olarak yani karnı kesmeden ameliyat edebilmek mümkündür .

Bizim deneyimimizde yaklaşık bir düzine olguda paraösefagal fıtıklar başarı ile laparoskopik olarak onarılmışlardır ve hiçbir olguda açık ameliyata dönülmemiştir.  Ameliyat öncesi ve sonrası filimlerini sunduğumuz 74 yaşındaki hastamız Tip IV paraösefagal mide fıtığı olgusu olup, midenin tamamının göğüs içine kaçmış olduğu ve yarı acil şartlarda laparoskopik olarak başarıyla ameliyat ettiğimiz bir hastamızdır.

Barrett hastalığı ve kanser

by

Barrett yutma borusu

“Barrett” çok ciddi bir durum mudur ?

Doğrudur. Barrett tamamen tedavi edilmemiş ve kronik (müzmin) reflü sonucu gelişir ve o hastayı yutma borusu alt uç kanseri gelişimi açısından normal insanlara göre 30 ila 125 kez (ortalama 100 misli) daha fazla riske sokar. Barrett tanısı sadece endoskop yardımı ile alınan biyopsilerle konur ve kesin tanı, yutma borusu alt ucundan alınan minicik parçaların bir patalog tarafından mikroskop altında incelenmesini gerektirir. Doğru Barrett tanısı için mutlaka tecrübeli endokopist ve patoloğun yakın işbirliği gereklidir.

reflü de tedavi seçenekleri. Barrett geçer mi ?

reflü tanısı kesin kriterlerle konulduktan sonra hastaları bekleyen iki seçenek var. ya ömür boyu ilaç-diyet ve önlemler, ya da ; laparoskopik anti-reflü cerrahi. bu iki seçenek arasında kararın nasıl verilmesi gerektiğini prof yerdel canlı yayında anlatıyor.

barrett yutma borusu çocukta olur mu ?

8 yaşındaki bir çocuğa “Barrett” tanısı konulmuş. prof yerdel bu konuyu yorumluyor. o kadar erken yaşta barrett tanısının doğruluğunun mutlak surette teyid edilmesi gerektiğine vurgu yapıyor.

barrett – neden korkuyoruz – prof yerdel

prof yerdel “barrett” den bahsediyor. reflü hastalığı , barrett ve yutma borusu alt uç kanseri ilşkisini anlatıyor.

reflü şikayetleri ve barrett, prof yerdel lecture cine 5

prof yerdel canlı yayında op dr gökhan özçınar ile reflü hastalığını konuşuyor. volüm reflüsü ne demek ? reflünün neden tek kesin tedavisi cerrahi ? popüler hastalık tanımlaması neden doğru değil ? tüm bu sorular yanıtlanıyor.

Barrett tedavisi nasıl yapılmalıdır ?

Barrett de kendi içinde ciddiyet açısından farklı aşamalar içerir ve erken evre Barrett ‘ li de yapılacak iş basit bir anti-reflü ameliyatı iken gecikmiş Barrett ‘ lide ise (patolojide ağır « displazi » saptanması Barrett ‘in ileri evresidir) , çok ciddi , adeta yutma borusu kanseri tedavisinde uygulanan majör ameliyatlar gerekebilmektedir. Barrett ‘li , ancak patolojide sadece hafif displazi saptanan olgularda ise ya anti-reflü ameliyat ya da bazı yeni endoskopik radyofrekans uygulamaları (BARRX) olumlu sonuç verecektir. Sonuç olarak Barrett tanısı almış kişilerin vakit geçirmeden bu konuya özelleşmiş merkezlere başvurmaları ve konuyla ilgili yakın endoskopik takibi hiç ihmal etmemeleri gerekir.

 

Son on yılda ; deneyimli ellerde yapılan laparoskopik anti-reflü ameliyatların Barrett’ nin ileri evrelere ve kansere dönüşümü engelleyebildiği ve hatta Barrett’ i ortadan bile kaldırdığına dair yayınlar mevcuttur. Özellikle son bir iki yıldır bu konuda elde edilen kanıtlar erken evre Barrett’de laparoskopik anti-reflü cerrahi girişimlerin adeta bir zorunluluk olduğunu vurgulayıcı güçtedir.

reflü ameliyatından 5 yıl sonra barrett’si de geçen hasta

sn cem sanlı anti-reflü girişimden 5 yıl sonra canlı yayında. sadece rahatlamadı cem bey. barrett’den de kurtuldu.

reflü ve barrett’den kurtulmak ! reflü hastasına dürüst yaklaşım.

sn salih zeki acar’a op. dr. deniz algün reflü ameliyatından yıllar sonra soruyor: gene ameliyat olur musunuz ? sn acar bir mühendis olarak tabiki diyor ve nedenlerini sıralıyor.

reflü ve mide fıtığı ameliyatı sonrası. ümit bey’in anlatımıyla.

reflü ameliyatı sonrası canlı yayında hastamız ümit bey deneyimlerini aktarıyor. prof yerdel’in yorumlarıyla. Doğru hastanın ameliyat edilmesi ne demek ? Doğru tanının ve artmış deneyimin önemi nedir ? prof yerdel anlatıyor.

reflü ameliyatı olmak hastanın seçimi olmalı.

prof yerdel anti-reflü girişim kararının aslında hastanın seçimi olması gerektiğini vurguluyor. ayrıca hangi hastalarda ameliyatın “empoze” edilmesi gerektiğini anlatıyor. barrett durumundan bahsediyor.

En prestijli dergilerde son yıllarda yayınlanmış bazı bilimsel makalelerden örnekler:

Gurski RR ve arkadaşları

Journal of American College of Surgeons 196;2003
91 Barrett ‘li hastanın 77 ‘sine anti-reflü ameliyat ve 14’üne ilaç tedavisi yapıldıktan sonra hastaların takip sonuçlarına göre; Barrett’ de gerileme cerrahi uygulanan hastalarda % 36  , ilaç alanlarda ise % 7 bulunmuştur.

Parilla P ve arkadaşları

Annals of Surgery 237;2003

Randomize-prospektif olarak 101 hastada ilaç tedavisini anti-reflü cerrahi ile karşılaştırmışlar. Başarılı anti-reflü ameliyatların ilaçlara göre Barrett’in ilerlemesini daha iyi engellediği bulunmuştur.

Desai KM ve arkadaşları

American Journal of Surgery 186;2003

7 yılda 448 anti-reflü ameliyat yapılmış. Serinin % 15 ‘ i Barrett’ li hastalar.

Anti-reflü cerrahi Barrett’ de bariz gerileme sağlamıştır.

Oelschlager BK ve arkadaşları

Annals of Surgery 238;2003

1994-2000 yılları arasında anti-reflü ameliyat olan 106 Barrett’ li olgunun takip sonuçları sunulmuştur. Barrett’i kısa mesafeli olan hastaların % 55’ inde ameliyat sonrasında Barrett ‘ in geçtiği gösterilmiştir. Laporoskopik anti-reflü cerrahi girişimler erken evre Barrett’lilerde mükemmel bir tedavi seçeneği olarak gözükmüştür.

Mabrut JV ve arkadaşları

Journal of the American College of Surgeons  196;2003

Anti-reflü ameliyattan sonra ortalama 74 aylık takipte 13 Barrett’li hastanın 5’ inin Barrett durumunda tam gerileme oluştuğu saptanmıştır.

O’Riordan JM ve arkadaşları

American Journal of Surgery 188;2004

58 Barrett’lide anti-reflü ameliyat yapılmış. Barrett’ lerin % 35’ inde gerileme olduğu gösterilmiştir. Dahası ileri evre Barrett’li 8 hastanın 6’ sında da gerileme olduğu gösterilmiştir.

Oberg ve arkadaşları

Annals of Surgery 242;2005

140 Barrett’li hastanın 6 yıllık takip sonuçlarının yayınlandığı bu  yeni çalışmada hastaların % 31’ inde daha ileri evre Barrett’e ve % 5’ inde ise kansere varan değişiklikler ortaya çıktığı gösterilmiştir. Çok önemli bir bulgu ise bu gidişin anti-reflü cerrahi ile bariz olarak azaltılabildiğinin gösterilmiş olmasıdır.

Jackson CC ve arkadaşları

Thoracic Surgery Clinics 15: 2005

Barrett tedavisinde en ideal sonucun mükemmel teknikle yapılan anti-reflü ameliyatlarla mümkün olabildiğini vurgulayan bir derleme.

Cobey F ve arkadaşları

Obesity Surgery   15: 2005

Değişik bir anti-reflü ameliyatı sonrasında mevcut Barrett’in tamamen gerileyip ortadan kalktığını gösteren bir olgu sunumu.

Fiorentino E ve arkadaşları


Chirurgie Italia  57:2005

Bir anti-reflü ameliyat serisinde Barrett’li tüm 5 olguda da ameliyat sonrasında gerileme olduğunu kaydeden ve Barrett durumunun tedavisinde en etkin girişimin anti-reflü cerrahi olduğunu vurgulayan bir makale .

Rossi M ve arkadaşları

Annals of Surgery 243:2006

Bu prospektif çalışmada 19 „displazi“ li Barrett’li hastaya ilaç tedavisi ve 16 displazi“’li Barrett’li hastaya laparoskopik anti-reflü ameliyat yapılmış olup; ilaç tedavisi sonrasında Barrett’ de % 63 gerilemeye karşılık cerrahi tedavi sonrasında Barrett’ deki gerileme oranı % 93 olarak bulunmuştur. Dolayısı ile anti-reflü cerrahi Barrett’ de daha iyi bir tedavi seçeneği olarak görülmüştür.

Csendes A ve arkadaşları

Surgery 139:2006

78 Hastada yapılmış olan bu prospektif çalışma 5 yıllık takip sonuçlarını içermektedir. Yutma borusu içine mide kapsamının kaçmasını engelleyici bir açık ameliyatın uzun dönem takipte Barrett durumunu % 60’ a varan oranda azalttığını ortaya koyan bir makaledir.

Özmen V ve arkadaşları

Surgical Endoscopy 20:2006

Barrett ‘si bulunan 37 hastada anti-reflü cerrahinin % 62 oranında Barrett ‘de gerileme sağladığını gösteren bir makaledir.

Oh DS ve arkadaşları

Archieves of Surgery 142:2007

Anti-reflü cerrahi girişim ile reflünün ortadan kaldırılmasının moleküler düzeydeki etkisinin araştırıldığı ve bu hastalarda interlökin 8 gen ekspresyonunun ve dolayısı ile Barrett ve kansere doğru gelişimin azaltıldığını ortaya koyan bir çalışma

Zehetner J ve arkadaşları

Journal of Gastrointestinal Surgery  14:2010

Reflü cerrahisinin duayenleri olan baba ve oğul DeMeester’lerin merkezinden yayınlanan bu çalışma Barrett’li olgularda anti-reflü cerrahinin Barrett’nin kötüye gidişini engelleyebildiğini ve hatta olguların % 30’unda düzelme sağlanabildiğini ortaya koyuyor.

Smith E ve arkadaşları

Annals of Surgery 252:2010

Anti-reflü cerrahinin mide içeriğinin yutma borusu içine kaçmayı engelleyerek Barrett’nin kansere dönüşümü yolundaki hücresel ve “genomic” değişiklikleri azalttığını ortaya koyan çok değerli bir çalışma.

Zaninotto G ve arkadaşları

Journal of Gastrointestinal Surgery 16:2011

Anti-reflü cerrahinin özellikle kısa segment Barrett durumunda ilaç tedavisine oranla daha etkin biçimde iyileşme sağladığını ortaya koyan bir çalışma

Merkezimizin yaklaşımı: Displazi olmayan ya da “fokal-hafif” displazili erken Barrett’li olgularda direk anti-reflü cerrahi,  hafif-orta şiddetli displazi varlığında önce “Barrx” ile ablasyon ve sonrasında anti-reflü cerrahi, , ağır displazili olgularda ise rezeksiyon tipi tedaviler klinik algoritmamızı oluşturmaktadır.1200 olguluk anti-reflü cerrahi serimizde 99 Barrett’li olgumuz mevcut olup bunların % 40’ın da ameliyat sonrasında Barrett’nin , dolayısı ile de kanser riskinin ortadan kalktığını gözlemledik. Diğer olgularımızın da hiçbirinde kansere progresyon saptanmamıştır. Sonuçlarımız konuyla ilgili literatürle tamamen uyumludur.

REFLÜ VE KANSER

Reflüye bağlı olarak gelişen yutma borusu kanseri nasıl bir kanser türü ?

Özel bir yutma borusu kanseri tipidir ve sıklığı son yıllarda çok artmaktadır. Yutma borusu kanserleri içinde bu tip kanserlerlerin sıklığı % 5’ lerden % 50’ lerin üstüne çıkmıştır. Özellikle reflü hastalığını ve Barrett durumunu çok daha iyi anlamış olduğumuz son dönemde Barrett’ ye bağlı kanserlerde % 350 ‘ lere varan oranda artma olduğunu biliyoruz. Gelişen kanserin tipi yutma borusu „adenokanseridir“ ve  geliştikten sonra tedavi şansı çok çok az olan bir kanser türüdür. Beş yıl yaşama şansı % 10 civarındadır ve kanser tanısı konulduğunda olguların % 50’ ye yakınında hastalık tedavi şansını yitirmiş olmaktadır. Bu nedenlerle zamanımızdaki en büyük mücadele kanser gelişimini önlemeye yöneliktir. Dolayısı ile ciddi reflü hastalığı varsa bunun doğru tanısının erkenden konulması ve tedavide gecikilmemesi son derece önemlidir. İlaç tedavisine yanıtsız reflü hastalığı durumlarında  ve özellikle Barrett gelişmiş  ise hastaların etkin biçimde ameliyat edilmeleri gerekmektedir. Reflü tedavisi için ameliyat seçeneği; kişi artık bir gün içinde taburcu olabildiğinden son derece geçerli bir yöntemdir. Çok yeni olarak Barrett gelişmiş insanlarda hastalığın doğal seyrini (yani bu örnekte kansere doğru gidişi) ameliyat tedavisi ile değiştirebilmek mümkün gibi gözükmektedir.

Reflü hastalığında ameliyat kanser oluşmasın diye mi uygulanıyor  ?

Bu çok önemli bir soru olup cevabı hayırdır !

Önceden de kısaca değindiğimiz gibi anti-reflü cerrahisi esas olarak; tıbbi yani ilaçla tedaviye yanıtsız ya da ömür boyu ilaç-önlem-diyet yapmak istemeyen tüm reflü hastalarına önerilmesi gereken bir tedavi alternatifidir. İşin evrensel boyutta altın standartı şudur : 8 – 12 haftalık ilaç tedavisi ve bir dizi diyet ve sosyal yaşam önlemi sonrasında rahatlayamayan ve reflü şikayetleri devam eden hastalara ameliyat bir seçenek olarak sunulmalıdır. Yani anti-reflü cerrahisi hastanın şikayetlerini ortadan kaldırmak ve ilaç almadan rahat yaşamasını sağlamak için önerilmeli ve uygulanmalıdır. Bir yandan da cerrahi tedavi reflü hastasındaki temel mekanik bozukluğa yönelik bir tedavi olup reflüyü tamamen ortadan kaldırabildiği için uzun dönemde de hem Barrett ve dolayısı ile de  kanser riskinde azalmaya yol açabildiği düşünülmektedir.

Barrett olan bir hastada anti-reflü ameliyatı sonrası tüm kanser riski ortadan kalkıyor mu ?

Bu önemli sorunun cevabı malesef hayırdır !

Barrett’ li bir hastada yutma borusu alt ucundaki kronik yaralanmayı en etkin biçimde ortadan kaldırmanın yolu tabiki anti-reflü cerrahidir . Bu sayede Barrett’in daha da ileri evrelere gidişi önlenebilmekte, ve son sekiz yıllık yayınlara baktığımızda  birçok olguda Barrett’ de gerileme hatta iyileşme bile sağlanabilmektedir. Ancak her türlü önleme ve hatta anti-reflü girişimlere karşın bazı hastalarda kanser gelişimi gene de olasıdır. Bu nedenle Barrett’li bir hastanın anti-reflü cerrahisinden sonra bile belli aralıklarla endoskopik takibini elden bırakmamak gerekmektedir. En ideal olan: anti-reflü cerrahisinin henüz Barrett gelişmeden uygulanmış olmasıdır.

 

Mide fıtığı

by

Mide fıtığı nedir ?

Yutma borusu göğüs kafesi içinde yutakdan aşağı doğru seyreden bir borudur ve bu boru göğüs boşluğu içindeki seyrini diafram dediğimiz bir kası delip karın içine geçerek mideyle birleşerek sonlandırır (Normal anatomi). Diafram ise göğüs boşluğu ve karın boşluğunu birbirinden ayıran, yekpare ve adeta bir cami kubbesi gibi son derece önemli görevleri bulunan bir kasdır. Diafram kasının sürekli ve ritmik kasılmaları sayesinde soluk alabiliriz. Gene bu diafram sayesinde karın içi ile göğüs boşluğu birbirinden ayrılmış olur ve karın içi pozitif basınç akciğerlere doğru yansımaz ve karın organları göğüs boşluğuna doğru geçemez. Bu sayede göğüs boşluğu içindeki akciğerlerimiz baskılanmamış olarak ve şişkin biçimde kalabilir. Çoğumuzun merak ettiği “hıçkırık” durumu da diaframın çeşitli nedenlerle uyarılması ve istemsiz-ani kasılmasının sonucunda oluşagelen bir durumdur. Normalde  diaframda iki tane büyük delik mevcuttur. Arkadaki diafram deliğinden  vücudumuzdaki en kalın atar damar olan “aort” geçer.  Bu deliklerden  önde olanından ise yutma borusu aşağıya doğru geçmektedir. Yutma borusunun geçtiği deliğin ki buna tıpta « hiatus » denilmektedir ; belli bir açıklıktan geniş olmaması lazımdır. Diafram kası liflerinin bu deliği ve dolayısı ile yutma borusunu sıkı sıkıya çevrelemeleri gerekir.

Prof. Yerdel Canlı Yayında Anlatıyor

reflü hastalığı anatomisi, mide kapakçığı, mide fıtığı, şikayetler, reflü tanısı

prof yerdel reflü hastalığı oluşum mekanizmasını, ilgili bölgenin anatomisini, mide kapakçığının normal çalışma prensiplerini ve mide fıtığını anlatıyor.

reflü hastalığı, barrett, mide kapakçığı prof yerdel doktorum da

prof yerdel canlı yayında reflü hastalığını, oluşum mekanizmasını, mide kapakçığını, reflü tedavisinin tarihçesini ve barrett durumunu anlatıyor.

mide fıtığı ve reflü prof yerdel anlatıyor

prof yerdel reflü hastakığını, oluşum mekanizmalarını irdeliyor.

reflü, mide fıtığı nedir? şikayetler nelerdir?

prof yerdel reflüyü tanımlıyor. mide fıtığı reflü ilişkisine, mide kapakçığı anatomisine değiniyor. reflü hastalığındaki tipik şikayetlere ve atipik şikayetlere dikkat çekiyor. reflü hastalığının birçok tıp disiplinini neden ilgilendirdiğini anlatıyor.

İşte bazı insanlarda bu delik anormal biçimde genişler ve bu durumda  “hiatus” yetmezliği  ya da genişliğinden söz edilir. Bu genişleme aslında yaş ilerledikçe her kişide az da olsa görülür. Bu deliğin belli bir genişlikten daha da fazla olduğu durumlarda mide ile yutma borusunun bileşkesi ki bu aslında karın içindedir; yukarı doğru deliğin içinden kayabilir. Burada yukarı doğru kayma olayı çok önemlidir çünkü yukarısı aslında göğüs boşluğudur! İşte bu duruma halk arasında “mide fıtığı” denilmektedir . « Fıtık » aslında Arapça bir kelime olup “yırtık” demektir. Mide fıtığı durumunda bahsedilen yırtık gerçek bir yırtılma olmayıp; yutma borusunun diaframı delip geçtiği delikteki anormal bir genişleme olarak tanımlanabilir. Yani ekstra bir yırtılma  olmayıp sadece normalde de var olan bir deliğin iyice genişlemesi söz konusudur. Mide fıtıkları endoskopi ile kolayca saptanabilirler ve iki değişik tipi mevcuttur.

Kayma tipi mide fıtığı (sliding hernia):

Eğer yutma borusu en alt ucu ve mide bileşkesi birlikte yukarı doğru göğüs içine kaymış ise buna “kayma tipi” mide fıtığı (sliding hernia) denilir ve bu durum sıklıkla reflü hastalığı ile de ilişkilidir.

Kayma fıtığı endoskopik görüntüsü

Prof. Yerdel kayma fıtığı genişliğini işaret ediyor

Daha doğrusu reflü hastalarının yaklaşık yüzde 40’ ında kayma tipi mide fıtığı da bulunmaktadır. Kayma tipindeki mide fıtığı bulunan hastaların büyük bölümünde yutma borusu alt ucundaki daraltıcı mekanizma ki buna LES (alt yutma borusu büzücüsü) denildiğini önceden söylemiştik, bozulmuştur. Dahası büyük bir kayma fıtığı durumunda yukarıda bahsedilen HIS açısı da bozulabilmekte ve dar olması gereken açı geniş açı halini alabilmektedir. Sonuç olarak büyük kayma fıtıkları reflüye engel olan üç mekanik koruyucu mekanizmanın bir ya da birkaçını bozarak reflüye neden olabilmektedirler.

Doğal anti-reflü yapılanma ve
normal mide anatomisi

Bozulmuş anti-reflü yapılanma ve reflü hastalığı anatomisi

Paraösefagal mide fıtığı:

İkinci tip mide fıtıkları ise “paraösefagal”  fıtıklardır. Bir de hem kayma ve hem de paraösefagal tipin birlikte gözlendiği “mixed tip” mide fıtıkları vardır.  Paraösefagal fıtıklarda mide-yutma borusu bileşkesi yerinde yani karın içinde durmaktadır ve bu bileşke yukarı kaymaz. Ancak diaframdaki genişlemiş delikten midenin “fundus” dediğimiz adeta kubbesi göğüs boşluğu içine fıtıklaşmıştır. Bu fıtıklar tedavi edilmediklerinde tüm midenin göğüs boşluğu içine kaçmasına varana dek ilerleyebilmektedirler. Kayma tipi mide fıtıklarına oranla çok daha nadir gözlenen paraösefagal fıtıklar hasta için hayati risk oluştururlar ve bunlarda hastanın yaşı kaç olursa olsun mutlak ameliyat gerekliliği vardır (Bakınız: Paraösefagal/Dev mide fıtıkları)

Mide fıtıklarının sıklığı nedir ve kimlerde daha sık görülür ?

Çoğu ufak mide fıtıkları herhangi bir şikayete yol açmadıkları için saptanamamaktadırlar. Bu nedenle gerçek sıklığı tam bilememekteyiz. Ancak genelde kayma tipinde olanlar “paraösefagal” olanlardan yaklaşık 7 kez daha sık gözlenmektedir. Altmış yaşını geçmiş kişilerin % 50 ‘sinden çoğunda kayma tipi mide fıtığının bulunduğunu söylemek bu durumun nedenli sık olduğuna iyi bir örnek olacaktır. Paraösefagal olan tip kadınlarda erkeklere oranla 4 misli fazla gözlenmektedir ve daha ziyade ellili hatta atmışlı yaşların hastalığıdır. Kayma fıtığı ise nisbeten reflü hastalığının da en çok gözlendiği 40 lı yaşlardan sonra sıklaşmaktadır. Bazen çok gençlerde de rastladığımızı söylemek yerinde olacaktır.

Mide fıtığı neden olur?

Bazı nadir doğumsal mide fıtıklarını bir kenara bırakırsak, karın içi basıncının sürekli etkisi altında kalan diafram deliğini oluşturan kas ve kirişimsi yapıların zaman içinde güçlerini kaybetmeleri ve gevşek hal almaları en önemli nedendir. Bazen de genetik etkenlerin  rol oynadığını da bilmekteyiz. Karın içi basıncını arttıran tüm durumlar da riski arttırabilir. Bunun en güzel örnekleri; sürekli kabız olmak, ileri şişmanlık ve çok sayıda hamileliktir.

Mide fıtıkları ne tip belirtilere yol açabiliyorlar ?

Öncelikle vurgulanması gereken ; daha nadir de gözlense, paraösefagal mide fıtıklarının hayatı tehdit edebilen çok ciddi problemlere yol açabildiklerinin bilinmesidir. Bunlarda da  reflü hastalığı nadiren gözlenebilir ancak reflü sıklığı kayma tipindeki mide fıtığında çok daha fazladır. Paraösefagal fıtıklarda ; yutma güçlüğü, yemek yedikten sonra ciddi bir dolgunluk hissi ön plandadır. Hastaların üçte birinde ise mide kanaması sonucu  ağızdan kahve telvesi gibi kan gelmesine yol açabilir paraösefagal tipteki mide fıtıkları. Hatta bazen “anemi” dediğimiz  “kansızlık “ durumunun araştırılması esnasında bile karşımıza çıkabilir bu tip fıtıklar. Bunun nedeni fıtıklaşmış mide duvarının diaframa yaslanmış kısmında oluşan bir ülserden sürekli ve az az kanama olmasıdır. Gene birçok solunum problemine yol açabilir bu fıtıklar. Dolayısı ile  çok nadir olan paraösefagal fıtıklar tanı konulduğunda ve hasta ileri yaşta olsa bile mutlaka ameliyat edilmelidirler. Bunları da  olguların çoğunda “laparoskopik” olarak yani karnı kesmeden ameliyat edebilmek mümkündür . Kayma tipi mide fıtıkları ise sıklıkla hiçbir belirti vermezler. Belirti verdiklerinde ise reflü şikayetlerine yol açarlar.

Hastalarımız Canlı Yayında Anlatıyor

reflü, mide fıtığı ve safra kesesi ameliyatı olan hastamız

sn hakan sungur 10 yılı aşkın süredir reflüsü bulunan biriydi. aynı zamanda safra kesesi taşla dolu idi ve şikayetlere yol açıyordu. aynı anda her iki probleminden de kalıcı olarak kurtulma yolunu seçti. canlı yayında anlatıyor. prof yerdel’ in yorumlarıyla.

reflü ve mide fıtığı ameliyatından bir yıl sonra

sn rıza karasu reflü ameliyatından bir yıl sonra nelerin değiştiğini anlatıyor.

reflü ve mide fıtığı ameliyatı sonrası. ümit bey’in anlatımıyla

reflü ameliyatı sonrası canlı yayında hastamız ümit bey deneyimlerini aktarıyor. prof yerdel’in yorumlarıyla. Doğru hastanın ameliyat edilmesi ne demek ? Doğru tanının ve artmış deneyimin önemi nedir ? prof yerdel anlatıyor.

reflü ameliyatı sonrası yeniden doğmak mümkün mü ? ümit bey’e göre evet!

hastamız ümit atagün reflü ameliyatı kararı alma sürecini ve sonrasını canlı yayında izleyicilerle bir mühendis bakış açısı ile paylaşıyor.

Mide fıtıklarının tedavisine cerrahi diyebilir miyiz ?

Bu sorunun cevabı hem  evet ve hem de hayırdır. Çünkü hiçbir sıkıntıya yol açmayan tesadüfen farkedilmiş bir kayma fıtığına hiçbirşey yapmak gerekmez. Bunun aksine ; ciddi sıkıntı ( ki bu en çok reflü hastalığı şeklinde ortaya çıkmaktadır) , oluşturan kayma  fıtıklarında hem fıtığı laparoskopik olarak ortadan kaldırmak ve hem de “hokka” mekanizması yaparak kişinin hem fıtığını ve hem de şikayetlerini ortadan kaldırmak en kesin çözüm olmaktadır. Paraösefagal fıtıklarda ise ameliyat kararını almamız çok daha çabuk olmaktadır. Ciddi cerrahi risk taşımayan herhangi bir kişide yaşı kaç olursa olsun paraösefagal fıtık varsa derhal cerrahi önerilmelidir.

 

Reflü hakkında genel bilgiler

by
  • Gastroösefagal reflü hastalığı ya da halk arasındaki yaygın söylenme şekliyle “reflü” ‘nüz mü var ?

  • Reflünüz olduğunu mu düşünmektesiniz ?

  • Bazı doktorlar sizde reflü olduğunu mu söyledi ?

  • Arkadaşınız bence sende reflü var mı diyor ?

  • Reflü ameliyatı mı önerildi ?

O halde doğru yerdesiniz !

Bu sitede reflü hastalığının tam olarak ne olduğu, ne tip şikayetlere yol açtığı ve tanı ve tedavisine ilişkin her türlü detaylı bilgiye ulaşabileceksiniz.

Kendini 10 yılı aşkın süredir reflü hastalığının tanı ve tedavisine adamış Prof. Dr. Mehmet Ali Yerdel tarafından yapılandırılmış olan sitemiz, yeni merkezimizle birlikte hizmete açılmıştır.

Prof. Yerdel Canlı Yayında Anlatıyor

Reflü nedir, neden olur, belirtileri, tanısı

prof yerdel sn gülin yıldırımkaya ile canlı yayında reflü hastalığını konuşuyor. reflü nedir? neden çok konuşuluyor ? neden olur? risk faktörleri var mı? ne tip şikayetlere yol açar? tanısı nasıl konulur?

Reflü tanısı ve tedavisi Prof. Yerdel Sn. Gülin Yıldırımkaya’nın konuğu

prof yerdel sn gülin yıldırımkaya ile canlı yayında reflü hastalığı tanı ve tedavisini konuşuyor. PHmetre nedir, nasıl yapılır, ne zaman gerekir ? reflü tanısı %100 doğrulukla nasıl konulur ?

Reflü tedavisi, gastrit, ülser; Prof. Yerdel Sn. Gülin Yıldırımkaya’nın konuğu

prof yerdel sn gülin yıldırımkaya’nın canlı yayın konuğu. reflü hastalığının tedavi yöntemlerinden ve hangi hastalarda cerrahi tedavinin ön planda düşünülmesi gerektiğinden bahsediyor. ayrıca gastrit, ülser ve helikobakter konularına değiniyor.

Reflü hastasına genel yaklaşım Prof. Yerdel – tv8

reflü hastası ya da reflüsü olduğunu düşünen biri merkezimize ulaştığında nasıl bir yaklaşımda bulunduğumuzu prof yerdel canlı yayında anlatıyor. herşeyden önce ilk olarak tanının doğruluğunun mutlak teyid edildiğinden ve tanının öneminden bahsediyor. tedavi alternatiflerine kısaca değiniliyor.

Öncelikle:

  • Reflü’nün korkulacak bir hastalık olmadığını
  • Kesin tanısının son derece net ve akademik kriterlerle % 100’e varan oranda konulabildiğini
  • Kesin ve kalıcı tedavisinin mümkün olduğunu

belirtmek yerinde olacaktır.

 

www.reflu.net de “surf” etmeye başlamazdan önce Prof. Yerdel’in aşşağıdaki notlarını okumanız şiddetle önerilir

Reflü tanısının doğruluğunun önemi:

Bize reflüsü olduğu söylenmiş ya da reflüsü olduğunu sanarak başvuran hastaların yaklaşık yarısında reflünün “r” sinin bile olmadığını ortaya koymakta ya da kanıtlamaktayız. Tanı laboratuarımızın en çarpıcı görevlerinden biri budur.

Dolayısı ile aslında birçok reflüsü olduğunu sanan kişinin reflüsü yok ve bunların önemli bir bölümü boşu boşuna ilaç kullanmakta ya da gereksiz yere diyet yapmakta. Nadiren de olsa aslında reflüsü olmayan bu tip hastaların reflüleri geçsin diye ameliyat edildiğine bile rastladığımız oluyor. Sonuç tabiki son derece olumsuz oluyor.

Merkezimizin en önemli özelliklerinin başında reflü tanısının % 100 akademik kriterlerle konulması geliyor. Bunun için; ilk olarak sabırla hastalarımızı dinlemekteyiz. Reflü tanısını koyarken hastanın şikayetlerini ayrıntılı biçimde dinlemek ve asit baskılayıcı tedavilere alınan yanıtı çok iyi bilmek gerekiyor.

Tipik reflü hastasında ön-orta göğüs kemiğinin arkasında yanma hissi olur ve bazı hastalar bu durumu “ağzıma acı su geliyor” olarak tanımlar. Bu hastalar asit baskılayıcı ilaçları düzgün biçimde hergün kullandıklarında şikayetlerin neredeyse tamamen ortadan kalktığını, ilaçları keser kesmez ise şikayetlerin aynen geri geldiğini söylerler. Dolayısı ile benim reflüm var ama hiçbir ilaç hiçbir zaman şikayetlerime fayda etmedi diyen birinin reflüsü olması ihtimali son derece düşük.

Şikayetleri detaylı biçimde alındıktan sonra reflüsü olabileceğini düşündüğümüz bir kişide ise doğru tanının mutlak surette akademik kriterlere bağlanması şart.

Bunun için ilk test endoskopi (gastroskopi) yani yutma borusu ve midenin direk olarak görülüp incelenmesi. Tipik reflü şikayetleri olan birinde endoskopide eğer yutma borusu alt ucunda “ösefajit” olarak bilinen çizgisel yırtık ya da yara görüntüleniyorsa tanı % 100 doğru konulmuş oluyor. Nevar ki her reflü hastasında yutma borusu alt ucunda yara yani “ösefajit” olmayabiliyor. Yani salt endoskopi ile % 100 kesin tanı olguların yaklaşık % 60’ında konulabiliyor. Bu olgulara “eroziv” yani erozyon, hasar oluşturmuş reflü hastalığı diyoruz. Endoskopide net tanı alamayan yani yutma borusu alt ucunda herhangi bir yara görmediğimiz ancak halen reflüden şüphelendiğimiz olgularda ise tanıyı kesinleştirmek için devreye bir başka teknoloji giriyor. Buna PH metre denilmekte ve bu yöntem sayesinde yutma borusu alt ucuna doğru hastalık oluşturacak düzeyde asit kaçıp kaçmadığını matematiksel olarak ölçebiliyoruz.  Sonuç olarak; reflü hastalığının doğru tanısını öncelikle ilgili kişiyi dikkatle dinleyerek ve sonrasında endoskopi ve bu da yeterli olmuyorsa PH metre yaparak % 100 tanısal doğrulukla hem de bir gün içinde koyabilmekteyiz.

 

Tanısı kesinleşmiş reflü hastasına yaklaşımımız:

Öncelikle dürüst davranmak en önde gelen özelliğimiz.  Temel yaklaşımımız hastayı reflüsü ile barıştırmak yönünde. Gerçek anlamda reflüsü olan birinin önünde aslında iki seçenek var: Ya ömür boyu ilaç alıp, diyet yapmak ve sosyal yaşamına ait önlemler almak, ya da kesin ve net çözüm arayan biri ise ve yaklaşık 30 – 40 dakikalık bir anestezi almasında sakınca yoksa laparoskopik anti-reflü girişim uygulanması.

Netice itibarı ile yaşamı tehdit eden bir rahatsızlık olmadığı için tüm reflü hastalarının illa da ameliyat olmaları gerekmiyor. Yani hayat kurtarıcı bir ameliyat değil reflü ameliyatı ve aslında yaşam kalitesini arttırmaya yönelik bir girişim.  Dolayısı ile bir “reflü merkezi” olarak; % 100 doğru tanıyı koymuş olduğumuz bir kişi ile karşı karşıya oturduğumuzda öncelikle dürüst biçimde iki tedavi seçeneğini de hastalarımıza sunmaktayız. Reflü hastalarının büyük bölümü ilaç/diyet/önlem üçlemesi ile mi yoksa cerrahi ile mi tedavi olacaklarının kararını aslında tamamen kendileri vermeliler. Diğer bir deyişle tedavi seçeneğini hastanın kendisi belirlemeli ! Tüm reflü hastalarının yaklaşık % 10-15 ‘lik bir kısmında değişik nedenlerden ameliyatın tarafımızca kısmen de olsa “empoze” edildiği oluyor ama genel anlamda ilaç mı , cerrahi mi seçeneği hastaya bırakılmakta.

Önemli olan eğer hasta tam anlamı ile reflüsünü geride bırakmak istiyor yani laparoskopik anti-reflü girişimi tercih ediyorsa bu seçeneği en mükemmel biçimde sunabilmek. Bu da zaten uzmanlık alanımız ve 1500 olguya yakın bir deneyimimiz mevcut. Reflü cerrahisinde deneyimin, risk ve muhtemel yan etkilerin sıfıra yakın olması bağlamında önemi son derece büyük. Yukarıda da bahsetmiş olduğum gibi aslen yaşam kalitesini arttırmaya yönelik bir girişim olduğundan; anti-reflü operasyon sıfıra yakın bir risk ve ihmal edilebilecek düzeyde yan etkiyle yapılabilmeli. Bunun da ancak ve ancak deneyimle mümkün olduğu artık bir “text book” yani ders kitabı bilgisi. Hem gastroentrologların ve hem cerrahların “text book” larında yer alan bir bilgiden söz ediyoruz.

İşte bu konuda özellikle ülkemizde büyük bir sıkıntı var. Çünkü:

  1. Anti-reflü cerrahisi uygulamaya yetkin ve lisanslı olmayan dahiliye hekimleri reflü hastalığında ilaç ve diyet seçeneğinin aslında tedavi edici olmadığını, sadece şikayetleri engellediğini ve ömür boyu uygulanmaları gerektiğini hastalara söylemeyebiliyorlar.
  2. Ayrıca uzun süreli asit baskılayıcı tedavivinin bilimsel olarak kanıtlanmış yan etkilerinin olabildiğinden de hastalara bahsedilmeyebiliyor.
  3. Dahası reflünün tek net ve kalıcı tedavisinin laparoskopik anti-reflü girişim olduğu da hastalara söylenmeyebiliyor.
  4. Daha da önemlisi; büyük bölümü terk edilmiş olan ve bilimsel olarak hiçbir yararı olduğu da kanıtlanmamış  ve aslında tamamen deneysel nitelikteki birtakım endoskopik yöntemlerin hastalara halen teklif edilmesi ve hatta uygulanması da bize ciddi üzüntü vermekte.
  5. Biraz da çuvaldızı kendimize yani cerrahlara batırırsak bu konuda da birtakım ciddi problemlerin yaşanabildiğine şahit olmaktayız. Reflü tanısını kesin almamış bazı hastaların kimi zaman ticari , kimi zamansa bilimsel olgunluğa ulaşmamış cerrahların “ego” problemi nedeniyle ameliyat edildikleri malesef bir gerçek. Gerçek anlamda reflü cerrahisi deneyimi de çoğunlukla olmuyor bu cerrahların. Bu tarz yaklaşımlar son derece kötü sonuçlar ve ciddi hasta memnuniyetsizliği ile sonuçlanıyor ve reflü cerrahisinin prestijine çok ciddi darbe vuruyor.

Reflüsü olanlara öneriler:

Reflü hastalarının herşeyden önce gerek cerrahi ve gerekse ilaç/diyet/önlem’le de olsa tamamen rahata kavuşmalarının mümkün olduğunu bilmeleri gerekir. Zamanımızda  kesin tanı konulması son derece kolay. Mutlaka bu konuda uzman ve deneyimli hekimlere başvurmaları lazım. Tanı çok önemli çünkü işin sonunda ya ömür boyu ilaç almak ya da ameliyat olmak var.

Ameliyat olacak hastaların da bu en net çözümü uygulatacakları cerrahi ekibin deneyimini mutlaka sorgulamalarını öneririm. Arada bir bu ameliyatı yapan ve ciddi deneyimi olmayan cerrahlar hem hastalar ve hem de reflü cerrahisinin başarı ve prestiji açısından ciddi tehlike arz ediyorlar. Bazen cerrahi ego, bazense ticari yaklaşımlar yanlış kişilerin yanlış cerrahlar tarafından ameliyat edilmesiyle sonuçlanabiliyor. Netice itibarı ile temel anlamda fonksiyonel bir sonuç yani “hastanın ağzına acı su gelmemesi”  ve daha konforlu yaşamak için yapılan bir girişim olduğundan ciddi komplikasyon ya da açık ameliyata dönme gibi risklerin “sıfır” ya da “sıfır” ‘ a yakın olması gerekir. Öte yandan da uzun dönem başarının yani reflüsüzlüğün de  sağlanabilmesi şart. Terazinin bu iki kefesindeki denge yani minimal risk ve yüksek oranda başarı ancak ve ancak deneyimli ellerde mümkün. Bu son söylediğim cümle bir “ders kitabı” bilgisi aslında. Kendi deneyimimizi gözden geçirdiğimizde bile ilk 500 olgumuzda elde edilen sonuçlar ile ikinci 500 olgumuzu karşılaştırdığımızda arada deneyimli dönem lehine ciddi fark olduğunu görüyoruz. Özellikle yan etkiler çok azaldı ve ameliyat süremiz neredeyse 20 dakikaya düştü. Yani 500. olgudan sonra bile öğrendiklerimiz oldu. Bu bağlamda deneyimin önemini azımsamam olanaksız.

Sitemizde elimizden geldiğince basit bir anlatımla reflü hastalığının tanı ve tedavisi ile ilgili olarak tüm detayları bilgileri A dan Z’ye vermeye çalıştık. Ayrıca yukarıda maddeler halinde özetlediğim problemlere de yeri geldiğinde değindik. Şimdiden iyi “surf” ‘ler diliyoruz.

 

Reflü komplikasyonları

by

Uzun süreli reflü hastalığının yol açabileceği ciddi sorunlar var mı ?

Nadiren de olsa evet, çok ciddi problemler var !

Yutma borusunda fonksiyon kaybı:

Yutma borusu, içine kaçmakta olan asidin oluşturduğu sürekli tahribat sonucunda fonksiyon kaybına uğrayabilir. Örneğin yutma borusunda hareketlilik ve dolayısı ile itici  güç azalması söz konusu olabilir ve bu da yutma güçlüğüne yol açabilir. Yutma borusu normal şartlarda kurşun bir boru gibi değildir ve yutma işlemi de tamamen pasif bir hareket olmayıp salt yer çekimi etkisi ile gerçekleşmez. Yutma borusunun kendine ait bir dizi hareketlilik özelliği vardır ve bu sayede bizler yatar pozisyonda bile, yutma borusunun tıpta « peristaltizm » denilen yılankavi hareketliliği sayesinde lokmaları yutabiliriz. Uzun süreli reflü, kronik yaralanma süreci neticesinde yutma borusunun hareket özelliğinde ciddi azalmaya yol açarak, özellikle katı gıdalara karşı yutma güçlüğüne yol açabilir. Hastalar yutma güçlüğünü yutma borusunun alt ucunda ve özellikle katı gıdalara karşı algılayıp şikayetçi olurlar. Peristaltizm bozukluğu sonucu gelişen ve aslında organik darlığa bağlı olmayan bu tip fonksiyonel yutma güçlükleri anti-reflü ameliyatlar sonrasında yutma borusu hareketlilik problemi düzeldiğinde genellikle kendiliğinden geçer.

Yutma borusu alt ucunda iyi huylu darlık gelişmesi:

Daha ileri olgularda ise ; yaralanma/iyileşme/yaralanma kısır döngüsünün ardından « skar » yani nedbe dokusu gelişerek  yutma borusu kısalabilir ve hatta alt ucunda darlık gelişip  kişi katı gıdaları tamamen yutamaz hale gelebilir. Bu durumlar artık standart laparoskopik anti-reflü ameliyatlarının uygulanamayacağı çok geç komplikasyonlardır.

Merkezimizin yaklaşımı:
Yutma güçlüğü probleminin organik darlığa bağlı olarak oluştuğu hastalarımıza radyoloji ünitemizde önce balon dilatasyon yapmaktayız ve bunun 1 ya da 2 gün ardından anti-reflü cerrahi uygulamaktayız. Balon dilatasyon darlığın genişletilmesi amacı ile kısmi ve yüzeyel bir genel anestezi altında, yani adeta bir endoskopi işlemi gibi uygulanmaktadır ve hastanın 2-3 saat hastanede kalmasını gerektirir. Aynı hasta ertesi gün ya da iki gün sonra tekrar yatırılarak anti-reflü cerrahisi uygulanır. Dilatasyon ve ameliyat işlemlerinin arasına fazla süre konulmamasının nedeni bu aralıkta artarak oluşacak reflüye ve dolayısı ile tekrar darlık oluşmasına mani olmaktır.

İyi huylu yutma borusu darlığı

Ünitemizde darlığın balonla genişletilmesi

Barrett ve yutma borusu alt uç kanseri:

En korkulan komplikasyon ise ;  sürekli tahriş altında kalan yutma borusu alt ucunda kanser gelişimidir. Bu gerçek bir risktir ve kontrolsüz sürekli reflü uzun dönemde ve eğer öncelikle Barrett denilen özel bir yara da gelişmiş ise kanser riskini hatırı sayılır oranda yükseltir. Böyle bir riskden söz ederken ; milyonlarca kişide bulunan bir hastalık olan reflü ile ilgili olarak aşırı bir korku da yaratmamak gerekmektedir. Şunu  vurgulamak gerekir ki ; her reflü hastası tabi ki kanser olmamaktadır. Yani ortadaki ilişki sigara içmek ile akciğer, mesane ya da pankreas kanseri gelişimi arasındaki gibidir. Sigaranın  bu kanserlere yakalanma riskini arttırdığı kesin olmakla birlikte her sigara içen tabiki kansere yakalanmamaktadır. Öte yandan akciğer kanseri gelişen ve yıllarca tütün kullanmış kişiler ; sigara kesin ve net bir risk faktörü olduğundan A.B.D. de sigara şirketlerini dava ettiklerinde milyonlarca dolar tazminat alabilmektedirler. Ya da her nekadar ultraviyole ışınlarına uzun süre maruz kalmak ve  cilt kanseri arasında da kanıtlanmış bir ilişki olsa da hayatı boyunca güneşlenen kişilerin çok çok az bir bölümünde cilt kanseri gelişmektedir. Dolayısı ile kanser gelişimi aslında  multi-faktöryel yani çok nedene bağımlı bir süreçtir.

barrett: neden korkuyoruz?

prof yerdel “barrett” den bahsediyor. reflü hastalığı , barrett ve yutma borusu alt uç kanseri ilşkisini anlatıyor.

Uzun süreli reflüsü bulunan bir hastada yutma borusu alt ucunda “Barrett” diye adlandırılan özel bir yara gelişmiş ise Barrett’nin evresine göre  bu durum kanser habercisi bir durum sayılabilir. Artık çok iyi biliyoruz ki;  hangi nedenden olursa olsun mide kapsamının yukarıya yutma borusunun içine doğru fazla miktarda kaçması ve bu durumun uzun sürdüğü olguların % 5 – 10’a yakınında Barrett dediğimiz özel yara gelişebilmektedir. Barrett denilen doku farklılaşması yutma borusu alt ucundaki hücrelerin mide/barsak tipi hücrelere dönüşümü demektir ve bu aslında sürekli tahriş olmaya karşı bir savunma mekanizmasıdır.Tıpta bu hücre farklılaşmasına “intestinal metaplazi” denilmektedir. Bu durum ilk olarak Norman Barrett isimli bir İngiliz cerrah tarafından 1950 yılında tanımlandığı için onun adı ile anılmaktadır. Barrett her tedavi edilmemiş reflü hastasında oluşagelebilir ancak sigara içiyor olmak, ileri yaş, şişmanlık, beyaz ırka mensup olmak, birinci derece akrabada Barrett veya yutma borusu alt ucu kanseri hikayesi olmak, çok eski reflü hastası  ve erkek olmak Barrett olasılığını arttıran durumlardır.

Barrett genellikle 40 yaş civarı ortaya çıkmaktadır ve dolayısı ile daha gençlerde saptanırsa tedavisi daha ivedidir.

Barrett erkeklerde kadınlara oranla 2 misli fazla görünür.

BİR  REFLÜ HASTASINDA ALARM BULGULARI !

  • Yutkunma güçlüğü
  • Ağrılı yutkunma
  • Kusma
  • Kanama (ağızdan kahve telvesi ya da kırmızı veya makattan katran gibi aşikar kanama)
  • Demir eksikliği anemisi gelişmesi (sürekli ve az az kanamaya bağlı)
  • Erken doyma
  • Kilo kaybı

Reflü hastalığında şikayetler

by

Reflü hastası nelerden yakınır ?

Tipik şikayetler

  • Ağıza acı su gelmesi
  • Göğüs kemiğinin arkasında yanma

Tipik olmayan (atipik) şikayet ve bulgular

  • Boğaz, geniz problemleri
    • Ses kısıklığı, ses çatallanması, ses yorgunluğu, ses teli polipleri
    • Sık farenjit, larenjit, sinüzit, geniz problemleri
    • Gün içinde boğazda bir düğüm (ya da yabancı cisim) hissi olması (GLOBUS HİSTERİKUS)
    • Gırtlakta lökoplaki, granülom olarak adlandırılan kronik tahribat bulguları
    • Subglottik stenoz (gırtlakda daralma)
    • Gırtlak kanseri  ( larinks kanseri)
  • Akciğer problemleri
    • Astım benzeri klinik tablolar
    • Müzmin (kronik) öksürük, bronşit
    • Zatüree (pnömoni)
  • Diş problemleri (diş minesi kaybına bağlı )
  • Ağız kokusu
  • Kalp krizi ile karışabilecek göğüs ağrısı
  • Yutma borusu alt uç kanseri

reflü, mide fıtığı nedir ? şikayetler nelerdir ?

prof yerdel reflüyü tanımlıyor. mide fıtığı reflü ilişkisine, mide kapakçığı anatomisine değiniyor. reflü hastalığındaki tipik şikayetlere ve atipik şikayetlere dikkat çekiyor. reflü hastalığının birçok tıp disiplinini neden ilgilendirdiğini anlatıyor.

reflüde tipik ve atipik şikayetler prof yerdel lecture – cine 5

prof yerdel canlı yayında op dr gökhan özçınar ile reflü hastalığını konuşuyor. kime reflü hastası diyoruz ? reflü hastalığının geniz/boğaz sorunlarına yol açabildiği doğru mu ? tüm bu konulara değiniliyor.

reflü nedir ? şikayetler ? prof yerdel lecture cine 5

prof yerdel canlı yayında op dr gökhan özçınar ile reflü hastalığını konuşuyor. reflü ne anlama geliyor ? mide kendini asitten nasıl koruyor ? ülser nedir ? mide kapakçığı ne demek ? mide fıtığı nasıl bir durum ? reflü şikayetleri nelerdir ? kanser ve reflü ilişkisi nasıldır ? tüm bu sorulara değiniliyor.

atipik reflü şikayetleri prof yerdel

reflü hastalığının standart ve tipik şikayetleri olan ağıza acı su gelmesi ve göğüs kemiğinin arkasında yanma hissi dışında da başka sorunlara yol açabildiğini biliyoruz. prof yerdel canlı yayında “atipik” reflü şikayetlerini anlatıyor.

Reflü Hastalığı Kabaca Üç Değişik Klinik Senaryo ile Karşımıza Çıkar 
  • SALT TİPİK ŞİKAYETLERLE  (AĞIZA ACI SU GELMESİ VE YANMA): % 50 - 60
  • TİPİK ŞİKAYETLER ÖN PLANDA ANCAK ATİPİK ŞİKAYETLER DE MEVCUT  % 40
  • ATİPİK ŞİKAYETLERİN (GENİZ-AKCİĞER ŞİKAYETLERİ-AĞIZ KOKUSU GİBİ) ÖN PLANDA OLDUĞU OLGULAR  % 5-10

Tipik şikayetler :

Göğüs ön kemiğinin arkasında yanma, kazıntı hissetmek en tipik şikayettir. Bu şikayetler sıklıkla yağlı, asitli, ağır yemek ve içeceklerden sonra artmaktadır. Amerikalıların “heart burn” yani kalp yanması olarak adlandırdığı bu durumu hastalarımızın çoğu ağıza doğru acı su gelmesi olarak nitelendirmektedir. Bu bazen yanma şeklinde olmayabilir ve ağrı olarak da algılanabilir. Bu şikayetlerin asit düşürücü iaçlarla bariz biçimde azalması, ilaçları bırakır bırakmaz şikayetlerin derhal geri gelmesi de reflü hastalığı için tipikdir. İleri olgularda kişinin öne doğru eğildiğinde ya da yattığında yediklerinin istem dışı ağıza doğru geri gelmesi de gözlenebilir.

Atipik şikayetler :

Göğüs kemiğinin arkasındaki bir ağrı, ileri yaştaki birinde kalp krizi ile bile karışabilmektedir. Çünkü ciddi bir reflü atağının ağrısı aynen kalp krizi ağrısı gibi boyuna , sırta ve kollara dek vurabilir. Nitekim kalp problemi olduğunu sanıp doktora başvuran ileri yaştaki kişilerin hatırı sayılır bölümünde aslında problemin basit bir reflü atağı olduğu anlaşılmaktadır. Öyle ki bazen bu göğüs ağrısı nedeninin araştırılması esnasında anjio yapılmış hastalara bile rastlamak mümkündür. Kalp krizini taklit eden göğüs ağrısı nedeni ile anjio yapılan hastaların % 20-30 ‘ unda tamamen normal anjio bulguları ile karşılaşılmakta ve bunların da yaklaşık yarısında allta yatan nedenin reflü olduğu bilinmektedir. Bu durum tıpta “non-cardiac chest pain” yani kalbe ait olmayan nedenlerden göğüs ağrısı olarak bilinmektedir ve tedavisi tamamen reflüye yönelik olmalıdır. Unutulmaması gereken en önemli husus ; benzer ağrıların varlığında öncelikle hayati önemi olabilecek kalbe ait tüm nedenlerin bir bir dışlanması gerekliliğidir.

 

Değerli edebiyatçılarımızdan Prof. Dr. Mina Urgan Bir Dinazorun Gezileri kitabında bakın nasıl tanımlamıştır kendisindeki reflü hastalığını:

- Gene İtalya’da dostlarımın deniz kıyısındaki evinde kalırken ev sahibesi Yvette, görülmemiş güzellikte yemekler yapar, ben de çılgınca yerdim. Bir gece, göğsümde müthiş bir sancıyla uyandım. “Tamam, enfarktüs” dedim kendi kendime. Çünkü arkadaşım rahmetli Profesör Nejat Harmancı, aşırı yemeğin kalp damarlarını çatlatabileceği konusunda beni kaç kez uyarmıştı. “Bari bir mektup bırakayım. Ölümü İstanbul’a göndermeye kalkmasınlar. Şu güzel denize atıversinler” diye düşündüm. İki aspirin yuttum, mektubu yazdım, sonar uyumuşum. Sabahleyin ölmediğim anlaşıldı. Mektubu yırttım. Durumu öğrenirse, o kadar çok yememi engeller korkusu ile Yvette’e gece çektiğim sancılardan söz etmedim. İkinci gece de, üçüncü gece de, daha sonraları da aynı şey oldu. İstanbul’a geri dönünce, oburluğumdan ötürü yemek borumda bir çeşit fıtık olduğunu, bu yüzden enfarktüse benzer kalp sancıları çektiğimi öğrendim. Çünkü Halet, beni önüne katıp zorla Nejat’a götürmüştü. Nejat, “bu oburluk devam ederse, ameliyat gerekebilir” deyince, “canımın istediği kadar yiyebilmem için beni hemen ameliyat etsinler öyleyse” demişim Halet’e bakılacak olursa.

reflü hastalığı nedir ? kalp krizini taklit edebilir mi ?

prof yerdel canlı yayında reflü hastalığını anlatıyor. kimi zaman kalp krizini taklit edebileceğine değiniyor.

reflü şikayetleri bir hastamızın ağzından

Sn Aylin Erdem bir eğitmen. reflüsü olduğu dönemde ne tip şikayetleri olduğunu anlatıyor. Ameliyat olduktan sonra nelerin değiştiğine değiniyor.

Ancak en tipik durum; genç ya da orta yaşlı bir kişinin genellikle yemeklerden sonra veya yattığında, ya da öne doğru eğildiğinde mide kapsamının ağzına doğru geldiğini hissetmesi ve göğüs kemiğinin alt kısmına yakın bölgede yanma hissi oluşmasıdır. Bazı hastalardaki yanma hissi ise sadece göğüs kemiğinin en alt ucunun arkasında oluşmakta ve tıp dilinde buna “pirozis” denilmektedir.

Reflü ve boğaz

Reflü hastalığı birçok kişide ise sık tekrarlayan ses kısıklıklarının , seste kabalaşma ve çatallanmanın, ses yorgunluğu durumlarının ve boğaz problemlerinin araştırılması sırasında tanı almaktadır. Reflüye bağlı boğaz problemi olanlar daha çok sabah uyandıklarında şikayetlerinin fazla olmasından yakınırlar. Bunun nedeni gece yatar pozisyonda uyurlarken ; hem bilinçsiz olduklarından ve hem de yerçekiminin koruyucu etkisinden mahrum kaldıklarından, kendileri farketmeksizin süre gelen reflüdür. Bu tip “atipik” şikayetlerin ön planda olduğu hastalar genellikle kulak burun boğaz (KBB) doktorlarına başvururlar ve tecrübeli KBB’ cılar başka bir nedene bağlayamadıkları ses teli ve geniz tahribatının nedenini araştırırken doğru tanıyı koymakta zorlanmazlar. KBB doktorları bu durumu « laringofaringeal reflü » olarak ifade ederler.

Geniz – boğaz problemleri ile ilgili bazı rakamlar verirsek :

  • Ses kabalaşmalarının % 10 ‘undan
  • Kronik larenjit ve geçmeyen boğaz ağrılı durumların %50 sinden
  • Boğazda düğüm hissi diye tanımlayabileceğimiz « globus » durumlarının % 30 ‘undan REFLÜ SORUMLUDUR.

Reflü ile ses kısıklığının ya da boğaz problemlerinin ne ilgisi var ?

ŞEkil 23 ses kısıkBunun nedeni ileri derecede asit özellikte olan mide içeriğinin çok az miktarının bile ağıza ve genize gelmesi durumunda ses tellerinde ve etrafındaki dokularda tahribat oluşturmasıdır. Laringofaringeal reflüye bağlı geniz sıkıntısı olanların bir bölümünün ağıza acı su gelmesi ve göğüs kemiğinin arkasında yanma olması gibi klasik reflü şikayetleri olmayabilir. Bu nedenle bu duruma « atipik » reflü denilmektedir. Tanısı klasik reflü hastalığından  zor olup genel anlamda tedavi prensipleri aynıdır. Sesini profesyonel manada kullanan şarkıcı, operacı, oyuncu, spiker, imam, öğretmen gibi meslek gurupları için çok ciddi bir problemdir laringofaringeal reflü ve mutlak tedavi gerektirir. Öncelikle sosyal yaşam önerileri, diyet ve ilaçlar kullanılır ve bunlarla rahatlayamayan ya da bunları ömür boyu uygulamak istemeyen hastalarda anti-reflü cerrahisi ciddi yarar sağlayabilir.

reflü ameliyatı olan bir operacı anlatıyor – 1

sn murat güney bir operacı. yaklaşık 6 yıldır muzdarip olduğu reflü hastalığı için ameliyat oldu. hem tipik ve hem de atipik reflü şikayetleri birlikte vardı. özellikle sesindeki problemler mesleki açıdan hayati önem taşıyordu. laparoskopik anti-reflü girişim sürecini ve ameliyattan sonra nelerin değiştiğini anlatıyor.

reflü ameliyatı olan bir operacı anlatıyor – 2

sn murat güney bir operacı. yaklaşık 6 yıldır muzdarip olduğu reflü hastalığı için ameliyat oldu. hem tipik ve hem de atipik reflü şikayetleri birlikte vardı. özellikle sesindeki problemler mesleki açıdan hayati önem taşıyordu. laparoskopik anti-reflü girişim sürecini ve ameliyattan sonra nelerin değiştiğini anlatıyor.

reflü ameliyatı olan bir operacı anlatıyor – 3

sn murat güney bir operacı. yaklaşık 6 yıldır muzdarip olduğu reflü hastalığı için ameliyat oldu. hem tipik ve hem de atipik reflü şikayetleri birlikte vardı. özellikle sesindeki problemler mesleki açıdan hayati önem taşıyordu. laparoskopik anti-reflü girişim sürecini ve ameliyattan sonra nelerin değiştiğini anlatıyor.

Reflü Hastalıgı Tanı Ve tedavi yöntemleri

Bu tahribat gırtlak kanserine zemin hazırlayabilir mi ?

Tıpta “larinks kanseri “ diye bilinen gırtlak kanserinin ve « farinks  kanseri » olarak bilinen yutak kanserinin risk faktörleri arasında tedavi edilmemiş reflü hastalığını saymak kısmen de olsa mümkündür ancak bu bilimsel açıdan kesin kanıtlanmış değildir. Buraya asitin gelmesinin , uzun dönemde « müzmin – kronik » tahriş sonucunda gırtlak – yutak kanserine  nadiren de olsa yol açabildiği düşünülmektedir.

  • El-Serag HB ve arkadaşları

American Journal of Gastroenterology 96;2001

Bir “case-control” çalışmada reflü hastalığının larinks (gırtlak) ve farinks (yutak) kanserinde orta dereceli da olsa anlamlı oranda artış riski yarattığı ortaya konulmuştur

  • Qadeer MA ve arkadaşları

The Laryngoscope 115;2005

Literatürde 1966-2004 yılları arasında konu ile ilgili çıkmış tüm yayınların bir meta-analizi yapılmış ve reflü hastalığının gırtlak kanseri ile anlamlı oranda ilişkisi olduğu ortaya konulmuştur.

Risk yutma borusu alt ucu kanseri gelişimi açısından ise daha nettir. Zira uzun süreli ve tedavi edilmemiş reflünün ilgili kişiyi yutma borusu alt ucu kanseri gelişimi açısından kesin riske maruz bıraktığını biliyoruz (bakınız: reflü ve kanser).

Reflü ve astım

Şekil 24 ÖKSÜRÜKErişkin yaşta ortaya çıkan astım hastalığının çoğu kez gerçek nedeni reflü hastalığı olabilmektedir. Bunun nedeni ise reflüsü olan bir kişinin gece yattığında farkında olmaksızın ağızına ve oradan da akciğerine gelen çok az miktardaki “asit” mide kapsamının akciğerlerde yaptığı hasardır. Hava yollarına sürekli kaçmakta olan çok az miktarda asit, hava yollarında spazmlara yol açarak ; hışıltılı solunum ve öksürük atakları ile karakterli klasik astım bulgularına yol açabilir.

Reflünün astım benzeri şikayetlere yol açabilmesinin ikinci bir nedeni de yutma borusu alt ucu ile hava yollarının ortak sinirlere sahip olmalarıdır. Bu durumda yutma borusu alt uç tahrişine bağlı uyarılan sinirler refleks bir mekanizma ile hava yollarında da spazmlara ve dolayısı ile astım bulgularına yol açabilmektedirler.

Reflüye bağlı astım benzeri şikayeti olan hastalar kimi zaman yıllar boyunca yanlış tedavilerle oyalanabilmektedirler. Bazı hastaların yıllar boyu boşu boşuna anti-alerjik yöntemlerle astım tedavisine maruz kalabildikleri hatta gereksiz yere « kortizon » türevi ilaçlar kullandıkları bilinmektedir . Dolayısı ile önceden hiçbir akciğer rahatsızlığı bulunmayan ve 30’lu ya da 40’lı yaşlardaki bir kişiye astım tanısını koyarken altta yatan nedenin reflü olmadığının mutlaka araştırılması lazımdır. Çünkü eğer astımı tetikleyen reflü ise böyle bir hasta anti-reflü ilaç tedavileri ile ya da ilaç tedavisine dirençli bir durum varsa  basit bir anti-reflü cerrahi girişimle  tamamen normale döndürülebilmektedir.

Astım şikayetleri olan hastada esas problemin reflü olduğuna işaret edebilecek veriler :
  • Gece öksürüğünün ön planda oluşu ve belirtilerin ağır yemekle şiddetlenmesi
  • Alkol alma, yatmanın belirtileri tetiklemesi
  • Erişkin yaşta astım olmak
  • Klasik astım ilaçlarından yarar görmemek
  • Reflü şikayetlerinin de olması

olarak özetlenebilir.

Reflüye bağlı astım benzeri şikayeti olanların % 50 ‘ sinde klasik reflü belirtileri olmayabilir Bazı olgularda ise astım reflüyü tetikleyebilir. Yani başlıbaşına alerjik astım varlığı da ilgili kişiyi relü olması açısından riske sokabilmektedir.  Dolayısı ile neden-sonuç ilişkisi son derece profesyonelce araştırılmalıdır.

Reflü ve kronik (müzmin) öksürük

Bariz bir akciğer hastalığı olmaksızın sürekli ve geçmeyen öksürükle seyreden en önemli iki hastalık ; sinüzit ve burun arkasında sürekli akıntı olması durumlarıdır. Bunların  olmadığı durumlardaki müzmin öksürüklerin en önemli nedeni reflü hastalığıdır. Burada durumun nedeni gene kişinin farketmeksizin akciğerlerine az miktarda da olsa mide içeriğinin kaçması ve buna bağlı tahriştir.

Reflüye bağlı kronik öksürük şikayeti olanların % 60 ‘ında klasik reflü belirtileri olmayabilir.

Reflü ve ağız kokusu

Ağız kokusu şikayetinin reflü ile bir ilgisi var mı ?

Nadiren de olsa vardır. Yutma borusu ile mide bileşkesindeki kapanma mekanizmasında bozukluğa yol açan mide boşalma güçlüğü, mide fıtığı ve reflü hastalığı gibi nedenler nadiren de olsa tıpta « halitosis » diye bilinen ağız kokusuna yol açabilirler. Tabiki esas şikayeti ağız kokusu olan birinde ilk etapta salya azlığı, diş enfeksiyonu, bademcik iltihabı, sinüzit ve bazı akciğer hastalıkları gibi nedenlerin olmadığından emin olmak lazımdır. Bir de « halitofobi » diye bilinen bir durum vardır ki burada kötü koku sadece hasta tarafından algılanmakta ve yakınları bunu fark etmemektedirler. Bu son derece iyi bilinen bir psikiatrik durum olup tedavisi de gerektiğince yapılmalıdır.

ağız kokusu ve reflü prof yerdel lecture

ağız kokusu tıpta “halıtosis” olarak bilinir. en sık ağız kokusu nedenleri ise; diş ve diş eti hastalıkları ve geniz/boğaz hastalıkları.

Stres reflü de etkili mi ?

Stres direk olarak reflü yapmaz ve reflüyü arttırıcı bir etkisi de yoktur. Ancak zaten reflüsü bulunan bir kişide stres mevcut şikayetlerin algılanmasını arttırarak daha fazla sıkıntıya yol açabilmektedir. Stres altındaki kişilerde reflü sıkıntılarının sık olmasının nedeni muhtemelen budur . Öte yandan ciddi stres ; midede asit miktarını arttırarak gastrite ve hatta  ülsere yol açabilir ve gene zaten reflüsü bulunan bir kişide yukarı kaçan içeriğin asiditesi artacağından daha fazla reflü şikayeti oluşmasına yol açabilir.

Reflü hastasında tüm yukarıda sayılan belirtilerin hepsi beraber mi gözlenir ?

Hayır. Önceden de belirtildiği gibi en klasik hasta ; ağzına acı su gelmekte olan ve göğüs kemiğinin  arkasında yanma hissi olan kişidir. Bazı hastalarda sadece gırtlak problemi (ses kısıklığı gibi) ya da astım ve kimi zaman da ağız kokusu ön planda olabilir ama bunlar daha nadirdir.

Reflü nedenleri

by

Reflü hastalığı neden oluşagelmektedir?  Mide asiti neden yukarıya kaçıyor ?

Öncelikle üst sindirim sistemimizi yeniden kısaca hatırlamak yerinde olacaktır.

Normal sindirim sistemi anatomisi

Prof. Yerdel Canlı Yayında Anlatıyor

reflü hastalığı anatomisi, mide kapakçığı, mide fıtığı, şikayetler, reflü tanısı

prof yerdel reflü hastalığı oluşum mekanizmasını, ilgili bölgenin anatomisini, mide kapakçığının normal çalışma prensiplerini ve mide fıtığını anlatıyor. mide fıtığının ne şekilde reflü hastalığına yol açtığından bahsediyor.

reflü, mide fıtığı nedir? şikayetler nelerdir?

prof yerdel reflüyü tanımlıyor. mide fıtığı reflü ilişkisine, mide kapakçığı anatomisine değiniyor. reflü hastalığındaki tipik şikayetlere ve atipik şikayetlere dikkat çekiyor. reflü hastalığının birçok tıp disiplinini neden ilgilendirdiğini anlatıyor.

reflü hastalığı, barrett, mide kapakçığı prof yerdel doktorum da

prof yerdel canlı yayında reflü hastalığını, oluşum mekanizmasını, mide kapakçığını, reflü tedavisinin tarihçesini ve barrett durumunu anlatıyor.

reflü nedir ? şikayetler ? prof yerdel lecture cine 5

prof yerdel canlı yayında op dr gökhan özçınar ile reflü hastalığını konuşuyor. reflü ne anlama geliyor ? mide kendini asitten nasıl koruyor ? ülser nedir ? mide kapakçığı ne demek ? mide fıtığı nasıl bir durum ? reflü şikayetleri nelerdir ? kanser ve reflü ilişkisi nasıldır ? tüm bu sorulara değiniliyor.

Normalde sindirim sistemimizin içeriğinin hareketi ağızdan yutma borusuna, yutma borusundan mideye ve mideden de onikiparmak barsağına doğrudur.

Normal şartlarda bir lokma ağızdan yutma borusu aracılığı ile mideye nakledilir ancak mide içeriği yukarı yutma borusuna doğru geçemez ya da geçmemelidir. Bunu sağlamak için yutma borusu ve mide bileşkesinde yukarı doğru mide içeriği kaçmasını engelleyici bir dizi mekanizma vardır. Bu mekanizmaların tamamına halk arasında “mide kapakçığı” denilmektedir.

Daha net ifade edersek üç adet mekanik ve anatomik özellik reflü’ ye engel olmaktadır.

Bunlardan birincisi; göğüs kafesi ile karın boşluğu arasının tamamını kaplayan diafram dediğimiz kasın yutma borusunun geçtiği deliği sardığı kısmının sıkı oluşudur. Bu sıkılığın  gevşemesi halk arasında “mide fıtığı” olarak bilinen bir anatomic bozukluğa yol açabilir ve bu da reflü oluşmasına yol açabilen önemli bir etkendir. Reflü hastalarının yaklaşık yarısında mide fıtığı mevcuttur ve reflü ancak ve ancak bu fıtık cerrahi olarak giderilirse tam anlamı ile ortadan kalkabilir. Şunu da hemen eklemekte yarar vardır ki; her reflü hastasında mide fıtığı olmadığı gibi her mide fıtıklı insanda da  reflü hastalığı olmamaktadır.

İkinci doğal anti-reflü mekanizmamız ise yutma borusu alt ucu ile midemizin birleşmesi esnasında oluşan “dar” açıdır. Vücudumuz bu dar açı sayesinde kısmi de olsa bir doğal anti-reflü „hokka“ mekanizmasına sahiptir. Tıpta „HİS“ açısı olarak bilinen bu dar açının genişlemesi de reflü’ye zemin hazırlayabilmektedir.

Üçüncü ve belki de en önemli doğal anti-reflü mekanizma ise yutma borusu alt ucunda var olan ve kısmen de olsa “anüs” ‘ deki büzücü mekanizmaya benzetebileceğimiz farklı yapıda çevreleyici bir kas mekanizmasıdır . Tıpta ““LES „ (Lower Esophageal Sphincter) olarak tanımladığımız  ALT YUTMA BORUSU BÜZÜCÜSÜNÜN fonksiyonunun kusursuz oluşu bizi reflü’den koruyan en önemli mekanizmadır. Bu büzücü kas normal şartlarda hep kasılı (kapalı) durmakta ve ağızdaki bir lokma yutma borusuna nakledildiğinde kendiliğinden gevşemektedir. Bu büzücü mekanizmanın kontrolsüz gevşemeleri reflü hastalığının oluşumunda en önemli etkenlerden biridir.

İşte bu üç mekanizmadan bir ya da birkaçının bozuk olması reflü hastalığına yol açmaktadır.

Normal ve bozulmuş mide kapakçığı

Doğal anti-reflü yapılanma ve
normal mide anatomisi

Bozulmuş anti-reflü yapılanma ve reflü hastalığı anatomisi

Çok önemle vurgulanması gereken bir konu; aslında her insanda çok az da olsa gün içinde bazı reflü durumlarının olabileceğinin bilinmesidir. Bu  az miktardaki yukarı kaçak normal yutma borusu fonksiyonu ve yeterli salyası olan bir kişide farkına bile varılmaksızın herhangi bir şikayete yol açmadan geçiştirilebilmektedir. Yani biz farkında dahi olmadan arasıra tükürüğümüzü yutarak kendimizi bu ufacık reflü ataklarından  koruruz. Daha doğrusu yutma borusuna kaçan asidi tükürüğümüzü yutmak suretiyle hem tamponlar ve hem de derhal mideye geri yollarız.  Zaten reflü hastalığı bu denge reflü yani geri kaçak lehine bozulursa oluşagelmektedir.

Bir başka önemli konu ; bazı yutma borusu hareketliliğini bozan  nadir hastalıkların da kendilerini sanki reflü hastalığı imiş gibi belli edebildiklerinin bilinmesidir. Skleroderma gibi bu nadir durumlar ayırıcı tanıda son derece önemlidirler ve tedavileri de tamamen farklıdır. Bu tip hastalıkların temelindeki bozukluk artmış reflü miktarı değil bozulmuş yutma borusu fonksiyonudur.

Gene çeşitli nedenlerle mide boşalma güçlüğü olan bazı hastalarda da mideden yukarı doğru kaçak oluşagelebilir ve bu durumların tedavisinde de klasik anti-reflü yöntemleri değil mide boşalma güçlüğünü ortadan kaldırıcı yöntemler ve bazen de ameliyatlar uygulanmalıdır.

Sonuç olarak reflüye işaaret eden şikayetleri olan hastalara çok akılcı bir yaklaşımla doğru tanı mutlak gerekir ki en uygun tedavi planlanabilsin.

Mide içeriğinin yukarı yutma borusunun içine kaçması neden bu kadar zararlı ?

Mide çok yoğun biçimde asit ve proteinleri parçalayıcı „pepsin“ diye bilinen özel bir salgı üretir ve bu maddeler normal sindirim için şarttır.  Günlük mide salgısı 1.5 litre civarındadır ve bu içeriğin büyük bölümü HCl yani „hidroklorik asit’ tir“ . Bir anlamda mideyi bir kezzap deposu olarak nitelendirebiliriz ve mide sıvısını dışarı, bir bardağın içine alsak ve bunun da içine bir parça et koysak ; iki gün gibi bir sürede bu etin yok olduğunu görebiliriz. Bu durumda doğal olarak akla şu soru gelmektedir. Nasıl oluyor da bu asit mideye zarar vermiyor ? Çünkü mide asit üretmesinin yanısıra  kendini bu asitten koruyabilen bir yapılanmaya da sahiptir. Mide bunu „mukus“ diye tanımlanan sümüksü, özel bir sıvı salgılayıp bunu tüm iç yüzeyine sıvıştırarak yapmaktadır. Yani sümüksü mukus salgısı midenin gene kendi ürünü olan asitten korunmasını sağlamaktadır. Mide içeriğinin normalde bir sonraki durağı olan onikiparmak barsağı da bu asitten kendini koruyabilmektedir. Çünkü onikiparmak barsağına ayrıca pankreas sıvısı ve safra salgılanmaktadır. Bu sıvılar „alkali“ olduklarından asiti derhal “nötralize” etmekte yani tamponlamaktadırlar ve asit özellik burada yok olmaktadır. Asite karşı koruyucu mukus salgısının kalite ya da miktarındaki azalma dengenin asit lehine dönüşmesi ve ülser hastalığı olarak bilinen mide ve onikiparmak barsağı yaraları ile sonuçlanacaktır.

Prof. Yerdel Canlı Yayında Anlatıyor

mide ne işe yarar ? ülser, gastrit, reflü

mide ne işe yarar? neden gastrit ya da ülser oluruz? reflü nedir?

Ne var ki yutma borumuzun asite karşı hiçbir korunması yoktur! Burada ne özel bir koruyucu mukus salgısı vardır ve ne de pankreas ya da safra buraya salgılanmaktadır. Dolayısı ile mide içeriği bazı bozuk mekanizmalar neticesinde yutma borusuna doğru kaçarsa , ve kaçak miktarı salyamızı yutarak geçiştirilebilecek miktarın üstünde ise  burada çok şiddetli hasar ve yaralanma oluşturur.  Bir anlamda yutma borusunun özellikle alt ucu mide asiti ile karşılaştığında ciddi biçimde tahrip olur.

Mide kapsamı eğer safra içeriyorsa, bu da yutma borusu içine kaçtığında tahriş edicidir. Mide kapsamının safra içermesi durumu onikiparmak barsağından mideye bir geri kaçak olduğu anlamına gelir ve bu durumda mide kapsamının asit özelliği azalmıştır. Bu şekilde asiditesi azalmış mide kapsamı, yutma borusu için gene tahriş edicidir çünkü birçok safra tuzu içermektedir. Bu tip reflü hastalarının tanısında güçlük çekilmektedir çünkü bunlarda PH metrede asit reflü saptanamayabilir. Bu nadir durumun tanısı empedans ölçümü gibi  ileri teknolojilere sahip reflü merkezlerinde  gene de mümkün olabilmektedir.

Duodenogastrik reflü ve safra reflüsü


Onikiparmak barsağından mideye doğru bir kaçak olması durumunda midenin iç yüzeyinin tahriş olmasına bağlı bir tip gastrit oluşabilir. Buna tıpta „alkalen reflü gastrit“ denilmektedir. Burada oluşan gastritin nedeni pankreas sıvısı ve safra içeren alkali özellikteki onikiparmak barsağı içeriğinin mide yüzeyinde oluşturduğu hasardır. Bu durum çok ciddi problemlere yol açmaz ve aslında bir tedavisi de yoktur. Nadiren bazı ilaçlar kullanılabilir.

reflu-ayir-1

Mideden yukarı yutma borusu içine kaçan içerik sadece asit özelliğinden değil kimi zaman da onikiparmak barsağı kapsamını da içerebildiğinden yutma borusunda daha ileri hasara yol açabilmektedir. Normalde onikiparmak barsağı safra ve pankreas sıvılarını da içeren bir kısımdır ve buradan mideye bir kaçmanın söz konusu olduğu bir hastada ; mideden yutma borusuna doğru da kaçma (reflü) varsa bu durumda hem asit ve hem de safra tuzları yutma borusunda daha ciddi hasara yol açabilirler.

Reflü’yü neden çok duyuyoruz

by

Reflü popüler bir hastalık mıdır?

Öncelikle reflü ile ilgili olarak „moda“ ya da „popüler“ hastalık sıfatlarının anlamsızlığına dikkat çekmek gerekir. Herhangi bir sağlık problemine “popüler” ya da „moda“ gibi olumlu bir sıfat yüklemek çok yanlıştır hiç kuşkusuz. Reflü hastalığının son yıllarda çok konuşulan hastalıklardan biri olmasının dört nedeni vardır.

Prof. Yerdel Canlı Yayında Anlatıyor

reflü şikayetleri ve barrett, prof yerdel lecture

prof yerdel canlı yayında op dr gökhan özçınar ile reflü hastalığını konuşuyor. volüm reflüsü ne demek ? reflünün neden tek kesin tedavisi cerrahi ? popüler hastalık tanımlaması neden doğru değil ? neden çok konuşuluyor ? sıklığı nedir ? barrett ne demek ? laparoskopik teknoloji reflü tedavisine nasıl bir ivme kazandırdı ? tüm bu sorular yanıtlanıyor.

  1. SIKLIK : Bunların en önemlisi reflü hastalığının sıklığıdır. Reflü öylesine sık karşılaşılan bir problemdir ki, konuyla ilgili bazı dramatik rakamlar bile vermek mümkündür. Herşeyden önce reflü hastalığı zamanımızın en sık rastlanılan sindirim sistemi hastalığıdır. Ülkesine göre değişmekle birlikte reflü hastalığı tüm nüfusun % 40’ ını etkilemekte ve yaklaşık her beş kişiden biri reflü belirtileri nedeni ile doktorlara başvurarak  tedavi aramaktadır.  A.B.D. ‘ nin tüm popülasyonun % 7’ si hergün bir kez ağıza acı su gelmesinden ve yanma hissinden yakınmaktadır. Gene tüm nüfusun %40 ‘ı ayda bir kez benzer reflü şikayetleri yaşamaktadır. Bu denli sık bir sağlık probleminin ilaç ve diğer tedavi maliyetleri ve gerekse iş ve güç kaybı nedenleri ile ülke ekonomilerine de ciddi bir yük getirdiği kesindir. Örneğin İsveç’ de ülser ve reflü hastalığı için yılda 424 milyon A.B.D Doları harcandığı ve İsviçre’de tüm sağlık bütçesinin % 0.5’ının reflüye ayrılmış olduğu bildirilmiştir.
* Economic Analyses of GERD. Vkil N, Guda N. In: Gastroesophageal Reflux Disease. Principals of disease, diagnosis and treatment. Granderath FA, Kamolz T, Pointner R Eds. 2006, Springer Wien NewYork, pp:319-324.
  1. TANIDAKİ GELİŞMELER: İkinci neden ise bu hastalığın tanısı ile ilgili olarak kaydedilen gelişmelerdir. Artık endoskopi, PH metre, Bilitec teknolojisi, empedans ölçümleri, Bravo „capsule“ kullanımı ve manometre sayesinde çok tarafsız biçimde tanı konulabilmekte, diğer hastalıklardan daha iyi ayırıcı tanı yapılabilmekte ve dolayısı ile en uygun tedavi de planlanabilmektedir. Çok iyi bilmekteyiz ki; eskiden astım, geniz problemleri nedeni ile yıllarca değişik tedavilere tabi tutulan hastaların asıl problemi aslında reflü olabilmektedir ve zamanımızda bu atipik seyirli reflü hastalığının da tanısı kolaylıkla konulabilmektedir. Bunun tersi de doğru olup bazen de reflü benzeri şikayetlerin aslında başka nedenlerden kaynaklandığı saptanabilmektedir
  1. TEDAVİDEKİ GELİŞMELER: Üçüncü neden de tedavideki gelişme ile ilgilidir. “Laparoskopi”, yani karnı boylu boyunca kesmeden milimetrik deliklerden uyguladığımız basit bir cerrahi girişim ile reflü hastalarının tüm sıkıntıları kalıcı biçimde son bulabilmektedir. 1991 yılında ilk kez yapılmış olan laparoskopik anti-reflü cerrahisi; A.B.D. ‘ de artık yılda 70 000 civarı hastaya uygulanmakta olan rutin bir girişim olmuştur. Laparoskopinin anti-reflü cerrahisinde devreye girmesinden sonra reflü için yapılan ameliyat sayıları tüm dünyada en az 15 kat artmıştır.
  1. NADİR DE OLSA CİDDİ KOMPLİKASYONLARA YOL AÇABİLEN BİR HASTALIK OLMASI: Doğru tedavi edilmeyen reflü hastalığı yutma borusu alt ucunda daralma ve buna bağlı yutma güçlüğü nedeni olabilir. Öte yandan yıllarca kontrolsuz biçimde süren reflü hastalığı, ileri evre Barrett gelişmiş ise; yutma borusu alt ucunda kanser gelişimi açısından mutlak bir risk faktörüdür. Reflü; gırtlak kanseri içinse göreceli bir risk faktörü olarak bilinmektedir. Bu hiç istenmeyen komplikasyonlar çok nadiren de ortaya çıkmakta olsalar bir gerçektirler ve yutma borusu alt uç kanseri ile reflü  arasındaki ilişki bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Sonuç olarak günümüzde reflü hastalığının çok daha fazla farkındayız ve çok daha objektif kriterlere dayanarak tanı koyabilmekteyiz. Bunlara paralel olarak da çok daha akılcı ve kalıcı tedaviler uygulayabiliyoruz. Tüm bu nedenlerden ötürü ve sıklığı da göz önünde bulundurulduğunda reflünün  çok konuşulmakta olmasını anlamak güç değildir.

Reflü risk faktörleri

by

Reflü hastalığı açısından kimler risk altındadır ?

Ufacık bebeklerden tutun da, her yaş gurubunda ve cinste gözlenebilen bir durumdur reflü. Ancak en sık 30 – 40 yaş gurubunda bir hastalık olarak ortaya çıkmaktadır.  Kuşkusuz şişmanlık en önemli risk faktörüdür ve bazı genetik özellikler ve karın içi basıncını arttıran nedenler de risk faktörü olarak sayılabilir ama bunlar mutlak ön koşul değildir. Yeni doğanlardaki reflü  sıklıkla bebeğin gelişimi ile birlikte ileri tedavi gerektirmeksizin ve genellikle 2-3 yaşına kadar kendiliğinden düzelir (Bakınız : bebek ve çocuklarda reflü). Hamilelik de, hem hormonal nedenlerden ve hem de karın içi basıncında artma sonucu reflüyü tetikleyen bir süreçtir ve gene doğumu takiben çoğu hamilelik reflüsü tamamen düzelmektedir  (Bakınız: hamilelik ve reflü).

Merkezimizde anti-reflü ameliyat olan hastaların yaş dağılım

reflü ameliyatı olan en genç hastamız canlı yayında

Objektif kriterler ile tanı konulmasının ardından laparoskopik anti-reflü girişim uygulanan en genç hastamız olan 12 yaşındaki Tuana annesiyle birlikte canlı yayında.

reflü ameliyatı olan en genç hastamız beş yıl sonra tekrar canlı yayında

sn tuana kurşunoğlu laparoskopik anti-reflü girişim uygulamış olduğumuz en genç hastamız. 11 yaşlarında ameliyat olmuştu ve 5 yıl sonrasında canlı yayında “doktorum”‘da.

Merkezimizde anti-reflü ameliyat olan hastaların cinsiyet dağılımı

Merkezimizde anti-reflü ameliyat olan hastaların kilo dağılımı

Ne yersek, nasıl yaşarsak, neye dikkat edersek reflü hastalığına yakalanmayız ?

Şişmanlık en önemli risk faktörüdür

Şekil 12 şişmanlık

Malesef şişmanlamamanın dışında reflü hastası olmamamız için yapabileceğimiz herhangi birşey ya da alabileceğimiz herhangi  bir önlem yoktur. Çoğu zaman sorulduğu gibi asitli yiyeceklerden kaçınarak ya da birtakım önlem veya diyetlerle reflü hastası olmamızı engelleyemeyiz. Çünkü reflü mide kapakçığının mekanik  bozukluğu ve gevşemesi sonucu oluşur  ve bu risk diyet ya da önlemlerle giderilemez. Öte yandan zaten reflüsü olan birinde belli diyetler , bazı önlemler ve yaşam tarzı değişiklikleri şikayetlerin azalmasına tabiki yardımcı olacaktır.

Reflü sınıflandırması

by

Zamanımızda reflü hastalığı üç kategoride ele alınmaktadır:

  • Non-eroziv (erozyon/tahribat oluşturmamış) reflü hastalığı
  • Eroziv (erozyon/tahribat oluşturmuş)  reflü hastalığı
  • Barrett “adlı özel bir yutma borusu alt uç yarası oluşturmuş reflü hastalığı

Bunlar arasında en sık gözleneni non-eroziv olanıdır ve bu durumdaki reflü hastasının tipik reflü şikayetleri olmasına karşın endoskopik olarak yutma borusunda bariz bir hasar/tahribat tespit edilemez. Non-eroziv tanımlaması da „erozyon“ yani gözle  görülebilen tahribat/yaralanma olmadığı anlamındadır. Bu durumun da tedavi prensipleri diğer reflü kategorilerindeki ile aynı olmasına karşın uzun dönemde ciddi problem, komplikasyon  ve kansere dönüşüm riski yok denecek kadar azdır.

Eroziv reflü hastalığı ise gene tipik şikayetlerle seyretmesine ek olarak endoskopide yutma borusunun alt ucunda  tahribat/yaralanma yani „erozyon“ saptanması ile karakterlidir. Bu tahribat yutma borusu alt ucunun içini döşeyen örtüde yukarı doğru çizgisel yırtık ve yaralar görülmesi ile karakterlidir.  Gene bu yırtıkların uzunluğu ve birbirleri ile birleşme durumlarına göre„ „eroziv“ reflü hastalarının endoskopik olarak „ciddiyet“ sınıflaması yapılır (Los Angeles sınıflandırması) . Eroziv reflü durumu „tedavi edilmediğinde“ ileride çeşitli reflü komplikasyonlarına yol açabilir.

Los Angeles sınıflandırması

LA-A-B

LA-C-D

Endoskopik görüntüler

Barrett  durumu ise; göreceli olarak nadir olup, uzun süreli ve tedavisi aksamış  reflü hastalığının hiç istenmeyen bir komplikasyonudur ve yutma borusu alt ucunda kanser gelişimi riskinde artmaya işaret eder.

Prof. Yerdel Canlı Yayında Anlatıyor

Reflü lecture cnn Prof. Yerdel

prof yerdel canlı yayında doktor elif ılgaz ile reflü hastalığını konuşuyor.