Laparoskopik anti-reflü girişimlerin tarihçesi

Merkezimizin de bulunduğu İstanbul, aslında anti-reflü cerrahi felsefesinin bazı rastlantılar eseri ilk oluştuğu bir dünya şehridir. 1930 ‘lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde Cerrahi Şefi olarak çalışmış olan Dr. Rudolf Nissen’in tanımladığı “fundoplikasyon” ameliyatı hali hazırda da geçerliliğini korumakta olan en etkin ve güvenli anti-reflü girişimdir. Dr. Nissen önce Almanya, sonra sırası ile Türkiye, Amerika ve İsviçre’de çalışmış ve anti-reflü girişimle ilgili ilk başarılı uygulamasını 1936 yılında 28 yaşında İstanbul’lu bir Türk gencine biraz da tesadüfen yapmıştır. Dolayısı ile reflü problemine getirilen bu rastlantısal cerrahi çözüm Dr. Nissen tarafından unutulmayıp geliştirilmiş ve 1955 yılında ilk planlı anti-reflü ameliyatı gene Dr. Nissen tarafından İsviçre’de yapılmıştır . Rastlantıdan ziyade uzun yıllar araştırma ve deneyim sonucunda Dr. Belsey’ de Mark IV ameliyatını geliştirmiş ve 20 yıl sonra da reflüsü olan 1030 hastada % 85 başarı oranı bildirmiştir . Her nekadar etkin bir çözüm de olsa büyük bir göğüs kesisi gerektirmesi nedeni ile zamanımızda Mark IV ameliyatı çok nadiren ve ancak bazı özel durumlarda kullanılmaktadır.

Prof. Yerdel Canlı Yayında Anlatıyor

reflü cerrahisinde deneyim neden hayati önemde ?

prof yerdel canlı yayında op. dr. deniz algün’ün sorularını yanıtlıyor. anti-reflü girişimlerde tecrübesi olmayan hekimlerin hastaları yanlış yönlendirilebildiklerine işaret ediliyor. prof yerdel reflü cerrahisinin tarihçesine ve bu konudaki deneyimin önemine değiniyor.

Öte yandan Nissen ameliyatı ise yıllar boyunca çok önemli teknik farklılıklarla bezenerek geliştirilmiş ve özellikle laparoskopinin devreye girmesi ile birlikte reflü tedavisinde bir çığır açılmıştır. Klasik ameliyatın temel ögelerini oluşturan mide fıtığının ortadan kaldırılması, genişlemiş diafram deliğinin dikilerek daraltılması, dar “His” açısının yeniden oluşturulması ve yutma borusu alt ucunun çepeçevre mide kubbesi ile sarılması; modern reflü cerrahisinde de aynen geçerliliğini korumaktadır. Yutma problemleri, geğirememeya bağlı “gas bloat” gibi istenmeyen yan etkiler neticesinde ilk olarak Donahue ve Bombeck 1977 de kısa ve gevşek (floppy) fundoplikasyonun önemini vurgulamışlar ve bu yaklaşım Dr. De Meester dahil konunun uzmanı olan tüm cerrahlar tarafından da hem geliştirilmiş ve hem de benimsenmiştir . 1980’lerden beri sargının 1-3 cm gibi çok kısa yapılması, tam sargı durumunda bazı damarların kesilerek mide kubbesinin tamamen serbestleştirilmesi, sargının yukarı kaçmaması için diaframdaki açıklığın kapatılması, yutma borusu alt ucunun çevresindeki dokulardan yeterli miktarda serbestleştirilerek aşağı doğru rahat çekilmesi artık neredeyse bir kural olmuştur. Aynı süreçte yaygınlaşan manometre teknolojisi sayesinde hangi hastalarda tam sargı yapılmaması gerekliliği daha fazla şekillenmiş ve yarım sargı ameliyatları olan Dor ve Toupet girişimleri tarif edilmiştir. Toupet ameliyatı ilk başlarda pek popüler olmamış, ancak laparoskopi devrimi ile birlikte hem önemi daha iyi anlaşılmış ve hem de yaygın kullanım sahası bulmuştur. Bu süreçte yukarıdaki tüm gelişmelerin ardından 1991 de Dallemagen ilk laparoskopik anti-reflü girişimi yayınlamıştır . Son 20 yılda ise laparoskopideki gelişmeler neticesinde açık reflü cerrahisi neredeyse tamamen terk edilmiştir.

Prof. Yerdel Canlı Yayında Anlatıyor

laparoskopi açık ameliyata göre neden daha az invaziv ?

prof yerdel laparoskopinin neden daha az invaziv (daha az hasar oluşturucu) olduğunun bilimsel temellerini anlatıyor. Örnek olarak da reflü ameliyatları üzerinden konuyu irdeliyor.

laparoskopik ameliyatlar ve avantajları

prof yerdel laparoskopinin neden daha az invaziv (daha az hasar oluşturucu) olduğunun bilimsel temellerini anlatıyor. Örnek olarak da reflü ameliyatları üzerinden konuyu irdeliyor.

laparoskopi teknolojisi nedir ?

prof yerdel op.dr. deniz algün’ün laparoskopi nedir sorusunu yanıtlıyor. bu teknolojinin neden “çığır” açar özellikte olduğunu, işin teknik detaylarını ve hangi girişimlerde laparoskopinin artık ilk seçenek olduğunu anlatıyor.

reflü tanısı kesinleşen hastayı bekleyen seçenekler

prof yerdel reflü tanısı akademik kriterlerle konulduktan sonra hastaları bekleyen seçeneklerden bahsediyor. anti-reflü girişimlerin tarihçesine değiniyor.

Klasik – açık anti-reflü cerrahiden zamanımızın modern laparoskopik anti-reflü girişimlerine geçiş sürecinde temelde tamamen aynı olan girişimin uygulanmasında basit ancak çok önemli detaylar değişmiş ve tabiki laparoskopik teknolojinin gelişimi (özellikle harmonik bistüri “Ultracision-Ethicon” veya elektrotermal bipolar damar kapama sistemleri “LigaSure-Covidien”’nun kullanıma girmesi) ile birlikte bu çok önemli fakat “invaziv” girişim bir anda “günü-birlik” cerrahinin kapsamına girmiştir. Yani sonuçta reflünün cerrahi tedavisinde kaydedilen yol; yüksek komplikasyon oranlı ve ciddi yan etkileri olan büyük bir ameliyattan, minimal yan etkiler ile uygulanabilen minör bir girişime dönüşüm şeklinde özetlenebilir. Bu değişim; laparoskopik anti-reflü girişimleri belli bir hastalıkdaki cerrahi endikasyon sıklığını en fazla arttıran yeni laparoskopik girişim haline getirmiş, diğer bir deyişle; reflü cerrahisini çok popülerleştirmiştir.

Son yıllarda da; laparoskopik Toupet ameliyatı, gerek yan etkilerinin neredeyse ihmal edilebilecek düzeyde çok minimal olması, gerek yapılım kolaylığı ve gerekse reflü kontrolünde uzun dönemde başarısının giderek daha fazla kanıtlanması gibi nedenlerle bizim merkezimiz de dahil olmak üzere tüm dünyada en fazla uygulanmakta olan anti-reflü girişim halini almaktadır. Bu konu ile ilgili olarak çağdaş dünya literatüründeki en geniş serinin merkezimiz tarafından A.B.D.’de yayınlanmış olması ise gurur vericidir. İlgili yazının Türkçe özeti, tam texti “yayınlar” da bulunabilir.