Önlemler ve diyet

Gastroösefageal reflü hastalığında  günlük alışkanlıkların ve beslenmenin düzenlenmesi

Hastalığın tedavisinde, yaşam şartlarında ve beslenme alışkanlıklarında yapılacak bazı düzenlemeler önemli yer tutmaktadır

Ancak: anlatılacak önlem ve yöntemlerin bir reflü hastasına ne oranda iyi geleceği aslında „kanıta dayalı tıp“ konusu olmayıp yüzbinlerce olgudan elde edilen klinik deneyimlere dayalıdır. Bu önlemlerin yararlı olabileceğine dair kesin ve net bilimsel kanıtlar bulunmamasına karşın zamanımızda tüm ülkelerde ve tıp kitaplarında ciddi reflü hastalığı tedavisinde; ilaç tedavisinden önce ya da buna eşlik edecek biçimde  uygulanılmaları tavsiye edilmektedir. Oysa etkin ilaç tedavisi ile tamamen rahatlamış bir hastada tüm bu önlemlerin de kesin kez uygulanması gerektiğine dair bilimsel kanıt yoktur.

Bu bilgilerin ışığında reflü hastasının uyması gereken önlemleri özetlersek;  Cola, soda gibi gazlı içecekler içmemek, öğünlerde mideyi tıka basa doldurmamak, özellikle akşam son öğünde fazla yememeyi sağlık vermek, yemeğin ardından hastanın hemen yatmamasını ve en az 2-3 saat beklemesini tembihlemek, dar korse ve kemerler takmamasını, dar pantolonlar giymemesini söylemek, yatağın baş kısmını kısmen yukarı kaldırmak ve kilo verdirmek gibi yöntemler reflü hastasının kısmen rahatlamasına yardımcı olurlar. Hafif reflü şikayetleri  bulunanlarda bu önlemler hastanın tamamen rahatlamasını bile sağlayabilmektedir. Örneğin ileri derecede kilolu bir reflü hastasında basit önlemlerle ve sadece kilo verdirerek hiç ilaç dahi kullanmadan reflü şikayetleri nadiren de olsa tamamen ortadan kaldırılabilmektedir. Ayrıca sigara içmenin de hem ağız kuruluğu yaparak ve hem de nikotinin yutma borusu alt ucunu gevşetici etkisi ile reflü belirtilerini arttırabileceğini vurgulamak gerekir. Reflü hastasındaki belirtilerin asıl nedeni yutma borusu alt ucunun tahrişi olduğu için bu tahrişi arttırabilecek limonlu , asitli yiyeceklerden, koyu çay ve kahveden ve domatesli gıdalardan da kaçınmalıdır hasta. Nedeni tam bilinmemekle birlikte yutma borusu alt ucundaki anti-reflü mekanizmalara zararlı olarak reflüyü arttırdığı bilinen diğer gıda maddeleri ise; çikolata, sarımsak, soğan, nane, ve yağlı yiyecekler olarak özetlenebilir. Gene alkol alımının da kısıtlandırılması gerekmektedir.

Ameliyat olmayan reflü hastalarının uygulaması gereken önlem ve diyet listesi

 

Diyet ve önlemlerle ilgili Prof Yerdel’den yorumlar

Detaylı bilgi için tıklayın.

Prof. Yerdel Canlı Yayında Anlatıyor

acı su ve yemekler ağzıma geri geliyor ne yapmalıyım ? kime ameliyat ?

canlı yayına bağlanan bir hanımefendi soruyor: acı su ve yemekler ağzıma geri geliyor ne yapmalıyım ? sn prof dr cem kalaycı ve prof yerdel yanıtlıyor. prof yerdel hangi reflü hastalarının ameliyat olabileceğine ışık tutuyor.

reflü tedavisinin temel prensipleri.

prof yerdel reflü tedavisinin temel prensiplerini anlatıyor. öncelikle tanının mutlak surette kesin konulmasının önemini vurguluyor. bunun sonrasında merkezindeki yaklaşımın hastayı reflüsü ile barıştırmak olduğunu vurguluyor.

reflü’de tedavi seçenekleri. Barrett geçer mi ?

prof yerdel reflü tedavisinin temel prensiplerini anlatıyor. öncelikle tanının mutlak surette kesin konulmasının önemini vurguluyor. bunun sonrasında merkezindeki yaklaşımın hastayı reflüsü ile barıştırmak olduğunu vurguluyor.

reflü ameliyatı gençlere mi uygun?

prof yerdel kime, hangi koşullarda reflü hastası denildiğine işaret ediyor. reflü hastalığının değişik aşamaları olduğuna canlı yayında konuk olan hasta örneğinde işaret ediyor. reflü hastalığı tanısının nasıl konulduğunu anlatıyor.

reflü ameliyatı olmak hastanın seçimi olmalı.

prof yerdel anti-reflü girişim kararının aslında hastanın seçimi olması gerektiğini vurguluyor. ayrıca hangi hastalarda ameliyatın “empoze” edilmesi gerektiğini anlatıyor. barrett durumundan bahsediyor.

İlaç tedavisi

Çeşitli önlemlerin ve diyet uygulamalarının hastanın sorununu çözemediği olgularda bu önlemlere ek olarak bazı ilaçları önermek için hiç beklememek gerekmektedir. Ciddi sıkıntısı olan hastalara diyet, sosyal yaşam önerileri ile birlikte derhal ilaç da verilmelidir. Kullanılan  ilaçları üç başlık altında toplayabiliriz;

  1. Mide asidini baskılayıcı ilaçlar

  2. Sindirim sisteminde ileri doğru hareketliliği arttıran “prokinetik”  ajanlar

  3. Reflüye engel teşkil eden “barier” oluşturucu “alginik asit” içeren ilaçlar

Prof. Yerdel Canlı Yayında Anlatıyor

reflü tanısı kesinleşen hastayı bekleyen seçenekler

prof yerdel reflü tanısı akademik kriterlerle konulduktan sonra hastaları bekleyen seçeneklerden bahsediyor. anti-reflü girişimlerin tarihçesine değiniyor.

reflü ilaç tedavisinin yan etkileri var mı ? prof yerdel yanıtlıyor

bir izleyici soruyor; o ya da bu nedenle anti-reflü ameliyat olmayan ya da olamayan biri ömür boyu ilaç kullanmak durumunda kaldığında ilaçların herhangi bir yan etkisi var mı ? prof yerdel canlı yayında cevaplıyor.

reflü hastasına genel yaklaşım prof yerdel tv8

reflü hastası ya da reflüsü olduğunu düşünen biri merkezimize ulaştığında nasıl bir yaklaşımda bulunduğumuzu prof yerdel canlı yayında anlatıyor.

reflü ameliyatına kim aday

kimler en ideal reflü cerrahisi adayı ? kimler bu tedavi şekline başvurmalı ? çoğu olguda ameliyat kararını hastanın kendisi vermeli. prof yerdel canlı yayında yorumluyor.

1- Mide asidini baskılayıcı ilaçlar

Mide asiditesini azaltıcı ajanlar reflü hastalığının ilaçlarla tedavisinde tedavinin bel kemiğini oluşturur . Zamanımızda süpermarketlerde bile satılan anti-asit başlığı altındaki ilaçların aslında ciddi reflü hastalığının tedavisinde hiçbir yeri olmadığını hatırlatmakta yarar vardır. “Talcid”, “Rennie”, “Kompensan” gibi ajanlar mide asidini sadece alındıkları anda tamponlayıp „nötralize“ ederek baskılarlar. Yani bunların anti-asit etkisi mide asit salınımını azaltarak değil sadece verildikleri andaki tamponlayıcı etkileri sayesindedir. Dolayısı ile kırk yılda bir reflü atağı olan ve aslında kronik „müzmin“ reflü hastası olmayan birinde ya da başka nedenlerle ciddi asit baskılayıcılarını alamayanlarda işe yarayabilirler ve genel manada tedavide rolleri yoktur. Ayrıca bir kısmı magnezum içerdiğinden ishale, bir kısmı da alüminyum içerdiğinden kabızlığa yol açabilmektedir.

Asit baskılayıcı tedavi  başlığı altında aslında iki değişik ilaç gurubu bulunmaktadır. Bunlardan birincisi H2 reseptör baskılayıcıları (HRB), ve ikincisi ise; proton pompası baskılayıcılarıdır (PPB).  Her iki  guruptaki ilaçlar da midenin asit üretme yeteneğini farklı mekanizmalarla da olsa baskılamaktadırlar. Ülser ve gastrit gibi mide asidinin göreceli fazlalığı neticesinde oluşagelen hastalıklarda da kullanılmakta olan bu ilaçlar reflü hastalarında da şikayetleri ortadan kaldırmada son derece etkin olabilmektedirler. Burada unutulmaması gereken önemli bir konu; bu ilaçların reflünün kendisine bir etki oluşturmadıklarının bilinmesidir ! Yani aslında bir mekanik ya da anatomik bozukluk sonucunda mideden yukarı yutma borusuna doğru olan sıvı kaçağını bu ilaçlar azaltmazlar. Basit anlatım ile yukarı sıvı kaçağı bu ilaçlar alınırken de sürer gider. Ancak kaçan içeriğin asiditesi azalmış olacağından tahriş edici-yakıcı özelliği de azalmış olacaktır ve yutma borusu ya da genizdeki hasar da dolaylı olarak azalacak ve hastanın şikayetleri ortadan kalkabilecektir. Dolayısı ile bu ilaçların kesilmesi durumunda tüm şikayetlerin geri gelmesi hemen herzaman kaçınılmazdır ve reflü şikayetlerini devamlı kontrol altında tutabilmek için bu ilaçlar malesef ömür boyu kullanılmalıdır.

H2 reseptör baskılayıcıları (HRB):

Simetidin, ranitidin, famotidin ve nizatidin gibi ilaçlar bu guruptandır. Bunlar reflü hastalığı tedavisinde proton pompası baskılayıcıları yaygınlaştığından beri giderek daha az kullanılmaktadır. Zamanımızdaki kullanımları başlangıç safhasında ve çok yeni reflüsü olan ve diğer önlemlerin işe yaradığı hastalarla sınırlıdır diyebiliriz. Ayrıca uzun süreli kullanımlarının kan tablosu bozukluklarına, erkeklerde meme büyümelerine ve karaciğer fonksiyon bozukluklarına yol açabildiği bilinmektedir. Ayrıca kullanımlarına karşı tolerans gelişme durumu da (aynı dozda etkinliklerinin giderek azalması) PPB ’na göre bir dezavantajdır. Dahası yemekle uyarılan asit salınımını PPB  kadar iyi baskılayamamaktadırlar. Tüm bu nedenler reflü tedavisinde kulanımlarını ciddi biçimde sınırlandırmıştır. PPB ’ ndan daha ucuz olmaları ve “nocturnal” yani gece asit salgısını daha fazla baskılamaları ise avantajlarıdır.

Proton pompası baskılayıcıları (PPB):

Bu guruptaki ilaçlar özellikle „ülser“ hastalığının tedavisinde bir çığır açmıştır ve bunu  mide asit üretimini (hergün tek dozda bile alınsalar) neredeyse tamamen ortadan kaldırabilmeleri sağlamıştır. Bu ilaçlar sayesinde mide ve oniki parmak barsağı ülserlerinin cerrahi tedavisi neredeyse terk edilmiştir. Reflü hastalığı tedavisinde de ana ilaç olan PPB malesef sadece alındıkları sürece etkili olmakta ve reflünün kalıcı olarak ortadan kalkmasını sağlayamamaktadır. Diğer bir deyişle aşikar reflüsü bulunan birinde bu ilaçlar ömür boyu kullanılmalıdırlar. Bu nedenledir ki reflü tedavisinde cerrahinin rolü ülser örneğinin aksine giderek artmış ve kesin ve kalıcı tedavi isteyen hastalarda anti-reflü cerrahi girişimler yegane çözüm olmuştur. Omeprazol, pantoprazol, rabeprazol, esomeprazol ve lansoprazol bu guruptaki ilaçlardır.

Reflü hastalığı tanısı konulup ilaç tedavisi başlanacaksa zamanımızda reflü tedavisinin bel kemiğini oluşturan ve ilk kullanılan ilaçlar bu guruptandır diyebiliriz.

Bazen de yeni tanı konulduğunda öncelikle bir H2 reseptör baskılayıcısı kullanılmakta, ancak 8 hafta sonunda gereken iyilik sağlanamazsa bir proton pompası baskılayıcısına geçilmektedir. Her iki guruptaki ilaçlar çok nadiren de olsa birlikte kullanılabilmektedirler.

Yeni çalışmalarda PPB’ nın reflü tedavisinde bariz olarak HRB’ne üstün olduğu kanıtlanmıştır. Bu bilgi özellikle eroziv reflülü hastalar (yutma borusunda bariz tahribat olan hastalar) için doğrudur ve bu konuda elde edilmiş kanıtlar A düzey kanıtdırlar (meta-analiz ve çift-kör karşılaştırmalı randomize çalışmalarla kanıtlanmış).

PPB tedavisine yanıt veren reflü hastalarının büyük bölümünde (tama yakınında) ilaçlar kesildiğinde şikayetlerin geri geleceğinden hasta haberdar olmalıdır.

İşin özeti; PPB’ nın reflünün kendisine engel olmadığının ve yanlızca mide asiditesini azaltarak etki edebildiklerinin bilinmesidir. Dolayısı ile 8 – 12 haftalık yüksek dozlu bir tedavi başlangıcının ardından; ya düşük dozla (şikayetleri kontrol altında tutabilen en az doz) idame tedavisine geçilmelidir, ya da eğer tedavi kesilirse; şikayetler başlandığında yeniden ilaçlara başlanmalıdır.

PPB’nin yan etkileri

Prof. Yerdel Canlı Yayında Anlatıyor

reflü tedavisinde ilaç mı cerrahi mi ? ilaç yan etkileri ve deneysel tedaviler

prof yerdel canlı yayında reflü tedavisinin felsefesini ve cerrahi ya da ilaç/diyet tedavilerinin artı ve eksilerini aktarıyor. ilaçların yan etkilerinden ve ömür boyu alınmalarının bir şart olduğundan bahsediyor.

reflü tedavisi prof yerdel lecture cine 5

prof yerdel canlı yayında op dr gökhan özçınar ile reflü hastalığını konuşuyor. reflü tedavisinden ve kime cerrahi önerilmesi gerektiğinden bahsediyor. reflü ilaçlarından ve yan etkilerinden söz ediyor.

Uzun süreli PPB kullanımının başlıca yan etkileri;   diyare, baş ağrısı ve midede bazı iyi huylu polip gelişimleridir. Bir de B12 vitamini eksikliğine ve birtakım kan tablosu değişikliklerine yol açabilmektedirler. Ayrıca net bir kanıt olmasa da nadiren libido (cinsel istek) azalması yapabilmektedirler.

Bu ilaçların (PPB) uzun süreli kullanımlarının yol açabileceği komplikasyonlar ise çok yeni olarak ortaya çıkarılmaktadır. Çünkü henüz keşif olunmalarından bu yana ancak 20 yıl geçmiştir. Reflü hastalığı nedeni ile zamanımızda yüzbinlerce insan uzun süreli PPB tedavisi almakta olduğundan birtakım uzun süre kullanıma bağlı yeni yan etkiler ortaya çıkarılmıştır. Bunlardan birincisi sürekli asit baskılanması sonucunda ortaya çıkan „hipergastrinemi“ yani kanda gastrin adlı bir hormonun yükselmesidir. Bu hormonun yükselmesinin uzun dönemde yol açabileceği komplikasyonlar tam bilinmemekle birlikte; midede karsinoid tümör oluşumu ile ilgili olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca uzun süreli mide asitsizliğini takiben PPB tedavisinin aniden kesilmesi de aniden aşırı asit artışı ve buna bağlı ülser tipi problemlere yol açabilir diye düşünülmektedir. Çok uzun dönem mide asitsizliğinin mide kanseri riskini arttırıp arttırmadığı da henüz bilinmemektedir.

Çok yeni olarak ise uzun süreli PPB kullanımı ile ilgili bazı ciddi sıkıntılar bildirilmiştir. Bunlardan birincisi kalça kırığı riskini arttırmaları ve ikincisi ise başta akciğerde olmak üzere bazı enfeksiyonlara yatkınlığı arttırdıkları şeklinde özetlenebilir.

Konuyla ilgili literatür

Son 10 – 15 yıldır uzun süreli PPB kullanımı ile ilgili bazı ciddi sıkıntılar bildirilmiştir. Bunlardan birincisi kalça kırığı riskini arttırmaları ve ikincisi ise başta akciğerde olmak üzere bazı enfeksiyonlara yatkınlığı arttırdıkları şeklinde özetlenebilir. Çok daha yeni olarak ise gene uzun süreli PPB kullanımı durumunda; Alzeimer benzeri erken bunama ve böbrek hastalığı sıklığında artma olabileceğinin de bildirilmiş olması ÇOK DİKKAT ÇEKİCİDİR.

Dolayısı ile eğer hasta ameliyat yerine ömür boyu PPB kullanmayı tercih edecekse , bahsedilen olası yan etkiler açısından mutlak surette „dürüstce“ bilgilendirilmelidir.

Laheij RJF ve arkadaşları

Aliment Pharmacol Ther  18:2003

Bu çalışma: PPB ile asit baskılayıcı tedavi alan kişilerin solunum yolu enfeksiyonu açısından almayanlara göre 2.3 misli daha fazla risk altında olduklarını, 4 misli daha fazla antibiyotik kullandıklarını ve 3.7 kez daha fazla enfeksiyon nedeni ile doktora başvurduklarını ortaya koymuştur.

Dial S ve arkadaşları

CMAJ  171:2004

Bu çalışmada hastanede yatmakta iken PPB kullanan hastalarda daha fazla oranda „clostridium difficile“ mikrobuna bağlı diyare  geliştiği gösterilmiştir.

Laheij RJF ve arkadaşları

JAMA  292:2004

364683 kişide yapılan bir çalışmada asit baskılayıcı tedavi alanlarda yaklaşık 2 misli zatüree riski olduğu ortaya konmuştur.

Dial S ve arkadaşları

JAMA 294:2005

Bu çalışmaya göre; clostridium difficile bakterisine bağlı diyareye yakalanma olasılığı PPB kullananlarda 3 misli daha fazla artmaktadır.

Canani RB ve arkadaşları

Pediatrics   117:2006

Reflüsü bulunan çocuklarda asit baskılayıcı tedavinin zatüree ve diyare riskini bariz biçimde arttırdığını ortaya koyan ilk prospektif araştırmadır bu çalışmadır.

Yang YX ve arkadaşları

JAMA 296:2006

Uzun süreli PPB kullanımının, özellikle yüksek dozlarda kalça kemiği kırığı sıklığını arttırdığını ortaya koyan bir çalışmadır.

Lazarus B ve arkadaşları

JAMA Internal Medicine 176:2016

10 000’ i aşkın hastada A.B.D.’nde yapılan çalışmada uzun süreli PPB kullanımının kronik böbrek hastalığı olasılığını anlamlı oranda artırdığı gösterilmiştir.

Gomm W ve arkadaşları

JAMA Neurology 73:2016

73 679 hastada Almanya’da yapılan bir çalışmada uzun süreli PPB kullanımının „bunama“ sıklığını anlamlı oranda artırdığı gösterilmiştir.

Dolayısı ile hastaların:

  • ilaç tedavisinin ömür boyu sürmesi gerektiğinden
  • PPB tedavisinin çok uzun dönem sonuçlarının halen bilinmediğinden
  • birtakım ciddi yan etkilerinin oluşagelebildiğinden ve
  • kendilerini bu duruma uygun görmüyorlarsa daha etkili ve reflüye tek gerçek çözüm olan bir anti-reflü cerrahisi yönteminden yarar görebileceklerinden mutlak surette haberdar edilmeleri gerekmektedir.

 

Zamanımızda tüm PPB  arasında en etkin olanı Esomeprazol olup (örneğin: Nexium) en sık kullanılanı da budur.

2 – Prokinetik ajanlar

Sindirim sistemindeki ileri doğru hareketliliği arttıran metoclopramid (örn: Metpamid) gibi ajanların reflü hastalığının tedavisindeki rolleri sınırlıdır. Ayrıca santral sinir sistemine ait yan etkileri nedeni ile bu ilaçlar uzun süre kullanılamazlar. Kimi zaman PPB’na ek olarak , ancak kısa süre ile ilaç tedavilerine eklenebilmektedir bu ilaçlar.

Son yıllarda denenmekte olan “GABA b antagonistlerinin” ise tedavi edici etkinliği tam belli değildir.

3 – Barier (engel) oluşturucu “alginik asit” içeren ilaçlar

Bunlardan en iyi bilineni kuşkusuz “Gaviscon” dur. Bu ilaç yemeklerden sonra alınarak mide içeriğinin üstünde adeta bir filim tabakası gibi kalarak mide içeriğinin yukarıya kaçmasına adeta bir “barier” etkisi ile engel olmaya çalışır. Genellikle bir PPB  ile birlikte kullanılır.

Sosyal yaşam ve diyetle ilgili önlemlerin yetersiz kalıp ilaç uygulamasının kaçınılmaz olduğu hastalarda ilaçlar genellikle iki değişik yaklaşımla uygulanmaya başlanabilmektedir:

  • Yukarı çıkma yaklaşımı (Step-up therapy): Öncelikle daha hafif etkili (örneğin Famotidin gibi) bir HRB ilacı ile düşük doz tedaviye başlanır. Sonra etki yeterli değilse bunun dozu arttırılır. Halen istenilen etki oluşmuyorsa daha etkili olan (örneğin Nexium gibi) bir PPB’ na geçilir.

 

  • Aşağı inme yaklaşımı (Step-down therapy): Direkt olarak çok etkin bir PPB ile tedaviye başlanır ve hasta iki ay süre ile şikayetsiz kaldığında doz yarıya indirilir. Bundan sonra ya ilaç kesilerek bir daha şikayetler oluşuncaya dek verilmez ya da çok düşük doz idame tedavisine geçilir.

 

Zamanımızda hangi tip yaklaşımın daha uygun olduğu halen tartışmalıdır. Dünyadaki birçok merkezdeki gibi bizim merkezimizin yaklaşımı da „step-down“ tedavi şeklindedir ve bunun birtakım nedenleri vardır. Hastaların büyük bölümü zaten ordan burdan duydukları ile birtakım anti-asitleri kullanmış durumdadırlar ve zaten yanlış ilaçlarla idare etmekte olduklarından bize başvurmalarına gerek olmuştur. Dolayısı ile zaten etkisiz bir anti-asiti tekrar önermek manasızdır. İkinci seçenek olan HRB’ nın  PPB ’na oranla daha az etkin oldukları kesinkez kanıtlanmıştır. Bu nedenle hastayı bunlarla oyalamak da kanımızca yanlıştır. HRB ile idare edebilen hastaların da tama yakını bir aşamada PPB ’na geçtiklerinden bizce en mantıklı ilaç tedavisi yaklaşımı boşuna zaman kaybetmeden hastanın gerçekten ihtiyacı olan ilacı yani uygun bir PPB ’nı vermektir. Bu arada PPB çok pahallı olduklarından hiçbir güvencesi olmayan hastalarda halen HRB  kullanılabilmektedirler.

Değişik durumlarda ilaç tedavi yaklaşımları:

1-    Ampirik tedavi: Ampirik tedavide kasıt edilen ; tipik reflü şikayetleri olan birisine endoskopi yapılmaksızın yani bir anlamda kesin tanı konulmaksızın ilaç vermektir. Ağıza acı su gelmesi ve göğüs kemiğinin arkasında yanma gibi „tipik“ reflü şikayetleri sıklıkla reflü hastalığına bağlı olduğundan , şikayetlerin geçmişi çok az ise ve hasta genç biriyse ve alarm şikayetleri (yutma güçlüğü, kilo kaybı, kansızlık vs..) yoksa ; böyle bir durumda endoskopi dahi yapmadan bir PPB’ na başlanması çok da nadir gözlenen bir durum değildir.

2-    Eroziv reflü tedavisi: İlk bölümde anlatıldığı gibi eroziv reflü endoskopik olarak yutma borusu alt ucunda tahribat bulunan reflü hastalığına işaret eder ve tüm reflü hastalarının yaklaşık yarıya yakınının durumu böyledir. Verilecek ilaç uygun bir PPB ’dır. Birinci haftadan sonra tipik reflü şikayetlerinin geçmesi ve 6-8 hafta içinde de yutma borusu alt ucundaki tahribatın % 90 civarında geçmiş olması beklenir. Bazı olgularda ise nadiren de olsa doz arttırımı gerekebilmektedir.

3-    Non-eroziv reflü tedavisi: Endoskopide yutma borusu alt ucunda yaralanma gözlenmeyen ve PH metre ya da empedans ölçümü gibi daha ileri teknolojilerle reflü tanısı almış hastalardır „non-eroziv“ reflülüler. Bu hasta gurubu gerek ilaç ve gerekse cerrahi tedaviden daha zor yarar gören bir kitledir. Gene de ilk verilecek ilaç bir PPB’ dır.

Her iki ilaçla tedavi yaklaşımı  sonuçsuz kaldığında ise reflü şikayetlerinden kurtulmak için anti-reflü cerrahi yöntemleri kaçınılmaz olarak gerekecektir. Zira ilaçlara rağmen rahatlayamayan ya da ilaçlar kesildiğinde şikayetleri nüks eden (hastaların tama yakını) hastalarda ya da artık tüm önlemlerden ve ilaçlardan sıkılmış genç hastalarda cerrahi tedavi en geçerli ve yüz güldürücü seçenektir

Hastalarımız Canlı Yayında